İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pazartesi günü Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yaptığı görüşmede, ABD’nin bölgede “savaşı sürdürmekten” yana olduğunu öne sürdü. Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre, iki lider Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te, 2026 Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi marjında bir araya geldi. Pezeşkiyan’ın bu açıklaması, Tahran ile Washington arasındaki gerilimin yüksek seyrettiği bir dönemde geldi. İran liderinin sözleri, özellikle ABD’nin İsrail’e verdiği destek ve nükleer müzakerelerdeki kilitlenme bağlamında değerlendiriliyor.
Görüşmenin Perde Arkası ve Tarafların Mesajları
İki liderin Bişkek’teki teması, ŞİÖ zirvesinin ikili görüşmeler kapsamında gerçekleşti. Görüşmede ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmelerin ele alındığı bildirildi. Pezeşkiyan, görüşme sırasında ABD’nin Ortadoğu’da çatışmayı sona erdirmek yerine savaşın devamını istediğini belirtti. Bu ifadeler, İran’ın resmi söyleminde sıkça yer alan “ABD’nin bölgesel istikrarsızlıktan beslenmesi” teziyle örtüşüyor.
Hindistan Başbakanı Modi’nin ise görüşmede, bölgede barış ve istikrarın önemine vurgu yaptığı, taraflar arasında diyalog çağrısında bulunduğu öğrenildi. Yeni Delhi’nin, enerji ihtiyacı ve Orta Asya bağlantıları nedeniyle İran ile ilişkilerine önem verdiği biliniyor. Hindistan, ABD’nin yaptırımlarına rağmen İran ile stratejik bağlarını sürdürüp Çabahar Limanı gibi projelerde iş birliğini geliştirmeye çalışıyor.
Pezeşkiyan’ın bu açıklaması, aynı zamanda İran’ın nükleer programı konusunda Batı ile yaşanan gerilime de bir mesaj niteliği taşıyor. Tahran yönetimi, müzakere masasına dönmek için ABD’nin yaptırımları kaldırması ve güven verici adımlar atması gerektiğini savunurken, Washington’un ise ancak İran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlaması halinde müzakereye açık olduğunu yineliyor. Bu kısır döngü, bölgede tansiyonun düşürülmesini zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar: İran-ABD Rekabetinin Gölgesinde Diplomasi
İran Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri, sadece ikili bir görüşmenin notu olmaktan öte, bölgedeki güç dengeleri açısından önemli sinyaller içeriyor. Özellikle İsrail-Hamas savaşının devam ettiği, Gazze’de insani krizin derinleştiği bir ortamda, Tahran yönetimi sürekli olarak ABD’yi çatışmayı uzatmakla suçluyor. İran’ın desteklediği grupların bölgedeki faaliyetleri de bu söylemi güçlendiriyor.
Öte yandan, Hindistan’ın arabulucu rolü dikkat çekiyor. Modi yönetimi, son yıllarda hem Batı hem de Rusya-Çin ekseniyle dengeli ilişkiler kurarak küresel bir denge unsuru olmaya çalışıyor. Bişkek’teki görüşme, bu bağlamda Yeni Delhi’nin Tahran ile diyaloğunu canlı tutma ve bölgesel krizlerde yapıcı bir rol üstlenme çabasının bir parçası olarak okunabilir.
ŞİÖ Zirvesi’nin ev sahibi Kırgızistan ise, Orta Asya’nın güvenlik ve ekonomik iş birliği platformunda bu tür ikili görüşmelere sahne olması, bölgesel diplomasinin canlılığını gösteriyor. Zirve boyunca Çin ve Rusya devlet başkanlarının da katılımıyla, geniş bir coğrafyada güvenlik iş birliği konuları ele alınıyor.
Pezeşkiyan’ın bu çıkışı, aynı zamanda İran’ın yeni hükümetinin dış politika önceliklerini de yansıtıyor. Reformist bir çizgiye sahip olarak bilinen Pezeşkiyan, seçim kampanyasında Batı ile ilişkilerin iyileştirilmesi vaadinde bulunmuş ancak görevi devraldıktan sonra ABD ile doğrudan bir diyalog başlatılamamıştı. Bu durum, İran iç siyasetindeki muhafazakar kesimlerin de etkisiyle, Tahran’ın dış politikasında söylemsel olarak sert mesajlara yer vermesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Orta Doğu ve Kafkasya politikaları açısından önemli ipuçları barındırıyor. Türkiye, İran ve Hindistan ile enerji, ticaret ve bölgesel istikrar alanlarında ilişkilerini sürdürürken, ABD ile de ittifak bağlarını korumaya özen gösteriyor. Tahran-Washington arasındaki gerilimin sürmesi, Orta Doğu’da istikrarsızlığın derinleşmesine yol açabilir; bu da Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkileyen gelişmeler arasında yer alıyor. Özellikle göç, enerji güvenliği ve terörle mücadele konularında Türkiye, bölgesel diyaloğun gelişmesini destekliyor. Dolayısıyla Pezeşkiyan’ın bu açıklaması, Türkiye’nin bölgede dengeleyici bir aktör olarak oynayabileceği rolü yeniden gündeme getiriyor. Türk dış politikası için sürpriz bir gelişme olmamakla birlikte, taraflar arasında diyalog kanallarının açık tutulmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.