İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) ve Güvenlik Konseyi'nin, İsrail'in Gazze ve Lübnan'da sürdürdüğü saldırılara ve ABD ile İsrail'in İran'a yönelik son saldırısına verdiği tepkiyi "çok hayal kırıklığı verici" olarak nitelendirdi. Pezeşkiyan, uluslararası toplumun Filistin ve Lübnan'daki insani krize karşı duyarsız kalmasını eleştirerek, BM sisteminin etkisizliğine dikkat çekti.
Gelişmenin Arka Planı ve Pezeşkiyan'ın Açıklamaları
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da yaptığı açıklamada, BM ve Güvenlik Konseyi'nin özellikle son haftalarda artan gerilimler karşısında uluslararası hukuku ve insani ilkeleri savunmaktan aciz kaldığını belirtti. Pezeşkiyan, İsrail'in Gazze'deki saldırılarında sivillerin hedef alındığını, Lübnan'da ise Hizbullah'a yönelik operasyonların bölgesel istikrarı tehdit ettiğini vurguladı. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin ABD ve İsrail'in İran topraklarına yönelik son saldırısına ilişkin tutumunu "hayal kırıklığı" olarak değerlendiren Pezeşkiyan, uluslararası kuruluşların çifte standart uyguladığını ifade etti.
İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada da benzer ifadelere yer verilirken, BM'nin İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerine karşı yaptırım kararı alamamasının, örgütün güvenilirliğini zedelediği kaydedildi. Açıklamada, İran'ın meşru müdafaa hakkı saklı kalmak kaydıyla bölgede gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabalara hazır olduğu ancak uluslararası toplumun somut adımlar atması gerektiği belirtildi.
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları 7 Ekim 2023'ten bu yana devam ederken, Lübnan'a yönelik operasyonlar son haftalarda yoğunlaştı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze'de 42 binden fazla kişi hayatını kaybetti, Lübnan'da ise son bir ayda 2 binin üzerinde ölüm kaydedildi. Bu tablo karşısında BM Güvenlik Konseyi'nin bölünmüş yapısı, özellikle ABD'nin vetoları nedeniyle karar alınamamasına yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın bu eleştirileri, Tahran yönetiminin uluslararası platformlarda artan yalnızlığını ve bölgesel krizlere yönelik politikalarını yansıtıyor. İsrail ile İran arasında son dönemde yaşanan doğrudan askeri gerilimler, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiş, ancak uluslararası baskı ile tırmanış kısmen kontrol altına alınmıştı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik 26 Ekim'de düzenlediği hava saldırıları, Tahran'ın hassas askeri tesislerini hedef almış, İran ise misilleme tehdidinde bulunmuştu.
BM Güvenlik Konseyi'nin bu saldırıya ilişkin oturumunda temkinli bir dil kullanılması, İran'ın beklentilerini karşılamadı. Konsey üyelerinden bazıları İsrail'in saldırısını kınamak yerine taraflara itidal çağrısı yaptı. Bu durum, İran'ın uluslararası kurumlara olan güvenini daha da azalttı. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği'nin olağanüstü toplantıları da benzer şekilde sonuçsuz kalırken, bölgesel aktörlerin arabuluculuk çabaları sınırlı kaldı.
Uzmanlara göre Pezeşkiyan'ın bu çıkışı, hem iç kamuoyuna hem uluslararası topluma yönelik bir mesaj niteliği taşıyor. İran, BM'yi etkisiz bularak kendi caydırıcılık politikalarını meşrulaştırmaya çalışırken, Batılı ülkelere de 'ya adil bir uluslararası düzen ya da kaos' mesajı veriyor. Bu durumun, özellikle Filistin davasında İran'ın bölgesel prestijini artırma çabalarıyla örtüştüğü değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze ve Lübnan'daki saldırılara yönelik BM'nin etkisiz kalmasını sık sık eleştirmiş, çözüm için alternatif diplomatik mekanizmalar önermiştir. İran Cumhurbaşkanı'nın bu eleştirileri, Türkiye'nin uluslararası topluma yönelik serzenişleriyle örtüşmektedir. Ancak Türkiye, İsrail'in meşru müdafaa hakkına vurgu yaparak ve diplomatik çözümü önceliklendirerek daha dengeli bir pozisyon izlemektedir. Bu gelişme, Ankara ile Tahran arasında bölgesel krizlere yaklaşım açısından diplomasi alanında iş birliği fırsatı sunarken, iki ülke arasındaki stratejik rekabetin de (özellikle Suriye ve Kafkasya'da) sürdüğü unutulmamalıdır. Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi'nde reform ve daha adil bir temsil yönündeki geleneksel talebi, İran'ın bu eleştirileriyle paralellik gösterdiği için iki ülkenin uluslararası platformlarda zaman zaman aynı safta yer almasına yol açabilir.