İran, ABD'nin 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/CPOA) olarak bilinen nükleer anlaşmayı ihlal ettiği iddiasıyla Birleşmiş Milletler'e resmi bir mektup gönderdi. Tahran yönetimi, Washington'un anlaşmadan tek taraflı çekilmesinin ve yeniden uygulamaya koyduğu yaptırımların, taraflar arasında imzalanan Mutabakat Zaptı'na (MoU) aykırı olduğunu savunuyor. İran Dışişleri Bakanlığı tarafından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e hitaben yazılan mektupta, ABD'nin anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği ve uluslararası hukuku ihlal ettiği belirtildi.
Anlaşmazlığın arka planı: KOEP ve sonrası
2015 yılında İran ile BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) ve Almanya arasında imzalanan nükleer anlaşma, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırması karşılığında ekonomik yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018 yılında dönemin ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmayı 'kötü bir anlaşma' olarak nitelendirerek tek taraflı çekilme kararı aldı ve İran'a karşı 'maksimum baskı' politikası başlattı. Trump yönetimi, İran'ın balistik füze programı ve bölgesel faaliyetlerini de kapsayacak yeni bir anlaşma müzakeresi çağrısında bulunsa da Tahran bu teklifi reddetti.
ABD'nin çekilmesinin ardından İran, anlaşma kapsamındaki taahhütlerini aşama aşama askıya almaya başladı. Uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a kadar çıkaran Tahran, uluslararası denetçilerin erişimini de kısıtladı. Biden yönetimi göreve geldiğinde anlaşmaya dönüş sinyali verse de, müzakereler taraflar arasındaki güvensizlik ve talep farklılıkları nedeniyle henüz sonuçlanmadı.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir kriz mi?
İran'ın BM'ye yaptığı bu başvuru, iki ülke arasındaki gerginliğin tırmandığı bir döneme denk geldi. Orta Doğu'da İsrail-Hamas çatışmasının sürdüğü, İran'ın Yemen'deki Husilere desteğinin arttığı ve Körfez ülkelerinin nükleer gerilimden endişe duyduğu bir ortamda, Tahran'ın diplomatik yollara başvurması dikkat çekiyor. Uzmanlar, İran'ın bu hamlesinin uluslararası kamuoyunu ABD'nin anlaşmaya dönmesi konusunda baskı altına almayı hedeflediğini, aynı zamanda kendi nükleer faaliyetlerine meşruiyet kazandırmayı amaçladığını belirtiyor.
BM Güvenlik Konseyi'nin konuya nasıl yaklaşacağı belirsizliğini koruyor. ABD'nin veto yetkisi, İran aleyhine bir karar çıkmasını engelleyebilirken, Rusya ve Çin'in Tahran'a destek vermesi muhtemel. Öte yandan, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin şeffaflık çağrısını yineleyerek taraflar arasında diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini vurguluyor. Avrupa ülkeleri ise müzakerelerin yeniden başlaması için arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer anlaşması konusunda dengeli bir tutum izlemektedir. Ankara, hem Batılı müttefikleriyle ilişkilerini korumak hem de komşusu İran ile ekonomik ve enerji iş birliğini sürdürmek istemektedir. ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin doğal gaz ve petrol ithalatında İran'a olan bağımlılığı göz önüne alındığında enerji arz güvenliği açısından risk oluşturabilir. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, nükleer anlaşmazlığın diplomatik yollarla çözülmesinden yana olup, hem Washington hem de Tahran ile diyaloğu sürdürmeye çalışmaktadır.