Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) sıkı para politikasına rağmen yen, dolar karşısında tarihi düşük seviyelere gerilemeye devam ediyor. Uzmanlar, İran ile Batılı güçler arasında olası bir nükleer anlaşmanın yen'i kurtarmaya yetmeyeceğini belirtiyor. Zira yen üzerindeki baskı, büyük ölçüde Japonya'nın faiz oranları ile ABD arasındaki farktan kaynaklanıyor ve bu durum, jeopolitik gelişmelerden bağımsız olarak devam ediyor.
Gelişmenin arka planı
İran ile P5+1 ülkeleri arasında yürütülen nükleer müzakereler, son haftalarda olumlu sinyaller verse de henüz nihai bir anlaşmaya varılamadı. Olası bir anlaşma, İran'a yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve küresel petrol piyasalarında arzın artmasını sağlayabilir. Ancak analistlere göre bu gelişme, yen üzerindeki baskıyı azaltmak için yeterli olmayacak.
Yen'in değer kaybının temel nedeni, Japonya ile ABD arasındaki faiz farkı. BOJ, negatif faiz politikasını sürdürürken, ABD Merkez Bankası (Fed) faizleri yüksek tutuyor. Bu durum, yatırımcıları daha yüksek getiri arayışıyla dolara yönlendiriyor ve yen'i zayıflatıyor. Ayrıca, Japonya'nın ticaret açığı ve enerji ithalatına bağımlılığı da yen üzerinde ek baskı oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran anlaşması, küresel petrol fiyatlarını düşürerek enerji ithalatçısı ülkeler için olumlu olsa da, bu etkinin yen üzerinde kalıcı bir etkisi olması beklenmiyor. Petrol fiyatlarındaki düşüş, Japonya'nın cari açığını kısmen azaltabilir, ancak BOJ'un para politikası duruşu değişmedikçe yen'in toparlanması zor görünüyor.
Öte yandan, jeopolitik risklerin azalması, yatırımcıların risk iştahını artırabilir ve bu da yen gibi güvenli liman varlıklarından çıkışa neden olabilir. Dolayısıyla, İran anlaşması kısa vadede yen için olumlu bir faktör olmaktan çok, ek bir aşağı yönlü risk oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile olası bir barış anlaşması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürebilir ve bölgesel ticareti canlandırabilir. Ancak yen'in değer kaybı, Türkiye'nin Japonya ile olan ticaretinde ihracatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, küresel piyasalardaki risk iştahı artışı, gelişmekte olan piyasalara sermaye girişini hızlandırabilir. Türkiye, bu süreçte döviz rezervlerini güçlendirmek ve enflasyonla mücadelede dikkatli olmak durumundadır. Genel olarak, gelişme Türkiye açısından karmaşık bir tablo sunuyor: kısa vadede enerji avantajı, ancak uzun vadede para politikası kaynaklı riskler.