İran'a bağlı silahlı grupların, artan gerilimi fırsat bilerek Irak'ı doğrudan bölgesel bir çatışmanın içine çekmeye çalıştığı belirtiliyor. Körfez bölgesinden üst düzey bir yetkili, İran'ın stratejisini “savaş mantığı” olarak nitelendirirken, bu durumun Irak'ın istikrarını ve bölgedeki güç dengelerini ciddi şekilde tehdit ettiği ifade ediliyor. Al-Monitor'a konuşan yetkili, Tahran'ın vekil güçler aracılığıyla Irak topraklarını İsrail ve ABD'ye karşı bir baskı unsuru olarak kullanmayı hedeflediğini vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı: Irak'taki Milis Güçler ve İran'ın Stratejisi
Son haftalarda, özellikle İsrail-Hamas çatışmasının yayılma riskiyle birlikte, İran destekli Irak merkezli milis grupların ABD askeri üslerine ve İsrail hedeflerine yönelik saldırıları artırdığı gözlemleniyor. “Irak İslami Direnişi” adı altında birleşen bu gruplar, zaman zaman dron ve roket saldırılarıyla Irak'ı fiilen çatışmanın içine sürüklüyor. Irak hükümeti ise bu saldırıları kontrol edemediğini ya da etmek istemediğini gösterirken, Bağdat yönetimi ile Tahran arasındaki derin bağlar, Irak'ın bağımsız bir dış politika izlemesini zorlaştırıyor.
Uzmanlara göre İran, Irak'taki milis güçleri (“Haşdi Şabi” bünyesindeki gruplar dahil) kendi stratejik derinliği olarak görüyor. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) desteğiyle hem siyasi hem askeri olarak güçlenmiş durumda. Özellikle ABD'nin 2003 işgalinden sonra Irak'ta etkinlik kazanan bu yapılar, ülkenin egemenliğini zayıflatırken, İran'ın bölgedeki nüfuzunu pekiştirmesine hizmet ediyor. Körfezli yetkili, İran'ın bu gruplar üzerindeki kontrolünün artık doğrudan bir komuta zinciri şeklinde olduğunu ve Tahran'ın talimatı olmadan bu grupların büyük çaplı bir harekete geçmesinin beklenemeyeceğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Savaşın Yayılma Riski
İran'ın bu hamlesi, sadece Irak'ı değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyecek bir domino etkisi yaratabilir. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve İsrail'in güvenlik kaygıları göz önüne alındığında, Irak topraklarının çatışma alanına dönüşmesi, doğrudan bir ABD-İran karşılaşmasını tetikleyebilir. Bu durum, Basra Körfezi'nde enerji nakil hatlarının güvenliğini tehlikeye atarken, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açabilir. Ayrıca, İran'ın “savaş mantığı” olarak tanımlanan bu yaklaşımı, bölgesel bir savaşın eşiğinde manevra yaptığını gösteriyor; ancak Tahran, doğrudan bir çatışmaya girmek yerine vekil güçleri kullanarak maliyetleri düşük tutmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Irak'taki üslerine yönelik saldırılara misilleme yapacağını açıklarken, İsrail de İran hedeflerine yönelik saldırılarını derinleştirebileceğinin sinyalini veriyor. Bu gerilim ortamında, Birleşmiş Milletler ve bazı bölgesel aktörler itidal çağrısında bulunuyor. Ancak Körfez'deki bazı ülkeler, İran'ın bu politikasının sadece Irak'ı değil, komşu ülkeleri de istikrarsızlığa sürükleyebileceği konusunda uyarıyor. Bölgedeki Arap ülkeleri, İran'ın nüfuzuna karşı ortak bir duruş sergilemeye çalışırken, bu süreçte Sünni-Şii ayrımının yeniden alevlenmesi riski de bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güvenliğini ve bölgesel çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Irak'ın kuzeyinde bulunan Türk askeri üsleri ve operasyon alanları, olası bir İran-ABD çatışmasının kapsama alanına girebilir. Ayrıca, İran'ın desteklediği milislerin Musul ve Kerkük gibi bölgelerde güç kazanması, Türkiye'nin PKK ile mücadelesini de olumsuz etkileyebilir. Türkiye, daha önce Irak'ın toprak bütünlüğünü ve siyasi istikrarını savunduğunu açıklamıştı; ancak bu kriz, Türkiye'yi ABD ve İran arasında denge kurmaya zorlayabilir. Ankara'nın, savaşın yayılmasını önlemek için diplomatik girişimlerde bulunması ve Irak hükümetiyle yakın diyalog içinde olması beklenir. Enerji güvenliği açısından da Kerkük-Ceyhan boru hattının güvenliği Türkiye için kritik önem taşıyor; olası bir çatışma bu hattı tehdit edebilir.