İran'da Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, ABD ile olası müzakerelere şiddetle karşı çıkan sertlik yanlısı bir grubun fiziksel saldırısına uğradı. Olay, bu hafta başında Tahran'da düzenlenen bir etkinlik sırasında meydana geldi. Saldırganlar, Reisi ve Abdullahiyan'a yumruk ve tekmelerle saldırırken, güvenlik güçleri araya girerek tarafları ayırdı. Saldırı, İran yönetimi içinde ABD ile diyalog konusunda yaşanan derin ayrışmanın en somut ve şiddetli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Müzakerelere karşı sert muhalefetin arka planı
İran'da ABD ile müzakerelere karşı çıkan kesim, özellikle Devrim Muhafızları Ordusu'na yakın sertlik yanlılarından oluşuyor. Bu grup, ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Washington'a duyulan güvensizliğin arttığını savunuyor. Ayrıca, müzakerelerin İran'ın bölgesel nüfuzunu ve İsrail'e karşı yürüttüğü mücadeleyi zayıflatacağı endişesini taşıyorlar. Saldırı, bu kesimin muhalefetini giderek daha agresif yöntemlerle ifade etmeye başladığını gösteriyor. Reisi hükümeti ise, ABD ile doğrudan müzakerelere sıcak bakmamakla birlikte, dolaylı görüşmelere ve Umman gibi aracılar üzerinden temaslara açık olduğunu sinyallemişti. Ancak sertlik yanlıları, bu tür dolaylı temasları bile ihanet olarak nitelendiriyor.
Saldırı, İran Devrimi'nin ilk yıllarından bu yana en üst düzey devlet yetkililerine yönelik en ciddi fiziksel saldırı olarak kayıtlara geçti. Olayın ardından Reisi ve Abdullahiyan'ın sağlık durumlarının iyi olduğu ve görevlerine devam ettikleri bildirildi. Ancak bu saldırı, İran siyasetindeki kutuplaşmanın ne denli derinleştiğini ve yönetimin kontrolü kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: ABD-İran ilişkilerinde yeni bir kırılma mı?
İran'da yaşanan bu gelişme, ABD ile İran arasında yeniden başlatılması beklenen dolaylı müzakereleri de riske atıyor. Biden yönetimi, İran'ın nükleer programını sınırlandırmak ve yaptırımları hafifletmek için müzakerelere hazır olduğunu açıklamıştı. Ancak Tahran yönetimi içindeki sertlik yanlılarının bu derece şiddetli muhalefeti, müzakerelerin başlamasını geciktirebilir veya tamamen engelleyebilir. Bölgede ise, İsrail ve Suudi Arabistan gibi aktörler, İran'da istikrarsızlığın artmasını kendi çıkarları açısından fırsat olarak görebilir. Diğer yandan, Rusya ve Çin, İran'daki iç karışıklıkları Batı karşıtı bir pozisyonu güçlendirmek için kullanabilir. Bu durum, Ortadoğu'da yeni bir güç mücadelesine zemin hazırlayabilir.
Özellikle İran'ın nükleer programı, uluslararası toplum için bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Eğer müzakereler başarısız olursa, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini daha da artırması ve nükleer silah geliştirme olasılığı gündeme gelebilir. Bu da, bölgede bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki bu iç siyasi kriz, Türkiye açısından çok boyutlu bir öneme sahiptir. İran, Türkiye'nin doğu komşusu olarak önemli bir ticaret ortağıdır ve enerji ithalatında kritik bir rol oynar. İran'da istikrarsızlık, enerji tedarikinde aksamalara ve sınır güvenliği sorunlarına yol açabilir. Ayrıca, İran'daki iç karışıklıklar, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki politikalarını da etkileyebilir. Ankara, Tahran'la diyaloğu sürdürmeye ve istikrarı desteklemeye çalışırken, ABD'nin yeni yaptırımları veya çatışma senaryoları karşısında dikkatli bir denge politikası izlemek zorundadır. Türkiye'nin, bölgesel barış ve istikrarı tehdit edebilecek bir İran-ABD geriliminden kaçınması ve diplomatik çözüm yollarını desteklemesi beklenir.