İran'ın askeri stratejisinde köklü bir değişim yaşandığı, Jasim Al-Azzawi'nin Dr. Ali Akbal Dareini ile gerçekleştirdiği podcast programında gündeme getirildi. Programda, Tahran'ın geleneksel savunma doktrininden uzaklaşarak yeni bir askeri yaklaşım benimsediği ve bunun bölgesel güvenlik dengelerini nasıl etkileyeceği tartışıldı. Dr. Dareini, İran'ın son dönemde askeri kapasitesini artırdığını ve stratejik önceliklerini yeniden tanımladığını belirtti.
İran'ın Askeri Doktrinindeki Değişim
İran, uzun yıllar boyunca asimetrik savaş taktikleri, vekil güçler ve balistik füze kapasitesi üzerine kurulu bir savunma stratejisi izledi. Ancak son yıllarda, özellikle ABD'nin bölgedeki askeri varlığını gözden geçirmesi ve İsrail'in artan operasyonları karşısında Tahran, konvansiyonel yeteneklerini güçlendirmeye yöneldi. Dr. Ali Akbal Dareini, podcast sırasında İran'ın insansız hava araçları (İHA), hassas güdümlü füzeler ve siber savaş kabiliyetlerine yaptığı yatırımların altını çizdi. Bu değişim, İran'ın caydırıcılık kapasitesini artırmayı ve olası bir çatışmada daha etkili olmayı hedefliyor.
Dareini'ye göre, İran'ın yeni stratejisi yalnızca savunmada kalmayıp, aynı zamanda bölgesel müttefiklerine desteğini sürdürmeyi ve gerektiğinde misilleme yapmayı içeriyor. Bu kapsamda, Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'daki vekil gruplarla işbirliği devam ediyor. Ancak Tahran, doğrudan çatışmalardan kaçınarak, dolaylı yollarla baskı oluşturmayı tercih ediyor. Bu strateji, İran'ın hem nükleer programını ilerletmesine hem de bölgesel nüfuzunu korumasına olanak tanıyor.
Podcast'te ayrıca, İran'ın Rusya ve Çin ile askeri işbirliğini derinleştirdiği ve bu ülkelerden teknoloji transferi sağladığı vurgulandı. Özellikle Rusya'dan alınan S-300 ve S-400 hava savunma sistemleri, İran'ın hava sahasını koruma kapasitesini artırdı. Çin ile yapılan anlaşmalar ise deniz gücü ve füze teknolojileri alanında işbirliğini kapsıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'ın askeri stratejisindeki bu değişim, Orta Doğu'daki güç dengesini doğrudan etkiliyor. ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi ve Irak'taki asker sayısını azaltması, İran'a daha geniş bir manevra alanı sağladı. Ancak İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı için hazırlıklarını sürdürüyor. Bu durum, bölgede tansiyonu yükseltiyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri ise İran'ın artan askeri kapasitesinden endişe duyuyor ve savunma harcamalarını artırıyor.
Öte yandan, İran'ın yeni stratejisi, nükleer anlaşma (JCPOA) müzakerelerini de etkiliyor. Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak Batı'ya karşı elini güçlendirmeye çalışıyor. Podcast'te, İran'ın nükleer silah edinme eşiğine yaklaştığı ve bunun bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısı yapıldı. Dr. Dareini, İran'ın nükleer programını barışçıl amaçlarla sürdürdüğünü savunsa da, uluslararası toplumun bu konudaki şüpheleri devam ediyor.
İran'ın askeri stratejisindeki değişim, aynı zamanda terörle mücadele ve deniz güvenliği gibi konularda da yeni dinamikler yaratıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, küresel petrol arzını tehdit ediyor. İran, bu boğazı kapatma tehdidini sık sık dile getirerek Batı'ya gözdağı veriyor. Ancak böyle bir adım, İran'ın kendi ekonomisine de zarar vereceği için olasılık düşük görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın askeri stratejisindeki değişim, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşan ve bölgesel denklemde önemli bir aktör. İran'ın askeri kapasitesini artırması, Türkiye'nin güvenlik algılamalarını etkileyebilir. Özellikle Suriye ve Irak'taki gelişmeler, iki ülke arasında rekabete yol açabilir. Ancak Türkiye ve İran, zaman zaman işbirliği yaparak bölgesel sorunlarda ortak hareket edebiliyor. Örneğin, Astana süreci kapsamında Suriye'deki ateşkesin korunması için birlikte çalışıyorlar. İran'ın nükleer programındaki ilerleme, Türkiye'nin enerji güvenliğini de etkileyebilir; zira Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal ediyor. Ayrıca, İran'ın Rusya ve Çin ile yakınlaşması, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve denge politikasını zorlaştırabilir. Sonuç olarak, Türkiye'nin İran'ın yeni askeri stratejisini dikkatle izlemesi ve gerektiğinde diplomatik kanalları kullanarak bölgesel istikrarı koruması gerekiyor.