İran, ABD'nin son dönemde yaptığı 'tehditkar açıklamaların' ardından nükleer müzakerelerin formatında değişikliğe gidildiğini duyurdu. Tahran yönetiminden yapılan açıklamada, Washington yönetiminin tutumunun müzakere sürecini olumsuz etkilediği ve bu nedenle yeni bir format belirlendiği ifade edildi. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, görüşmelerin artık daha önceki gibi doğrudan değil, dolaylı kanallar üzerinden yürütüleceğini belirtti. Bu gelişme, İran ile ABD arasında yıllardır süren nükleer anlaşmazlıkta yeni bir döneme işaret ediyor. Taraflar arasındaki gerilim, özellikle İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması ve ABD'nin yaptırımları sıkılaştırmasıyla tırmanmıştı.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın müzakerelerde format değişikliğine gitmesi, ABD'nin geçtiğimiz haftalarda yaptığı bazı açıklamalara dayanıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın İran'a yönelik 'müzakere masasında tüm seçeneklerin masada olduğu' yönündeki ifadeleri, Tahran'da tehdit olarak algılandı. İranlı yetkililer, bu tür açıklamaların yapıcı diyaloğu zedelediğini ve müzakere ortamını zehirlediğini savunuyor. Bu nedenle Tahran, görüşmelerin aracılar vasıtasıyla sürdürülmesine karar verdi. İran, halihazırda Katar ve Umman gibi bölge ülkeleri aracılığıyla ABD ile dolaylı temaslarını sürdürüyordu. Ancak bu karar, artık doğrudan müzakerelerin tamamen rafa kalktığı anlamına geliyor. Uzmanlar, bu hamlenin Tahran'ın batılı ülkelere karşı elini güçlendirmek ve nükleer programı konusunda daha fazla taviz vermemek için attığı adımlardan biri olduğunu belirtiyor.
Öte yandan, İran'ın bu kararı nükleer anlaşmanın (Kapsamlı Ortak Eylem Planı - JCPOA) yeniden canlandırılması çabalarını da olumsuz etkileyebilir. 2015 yılında imzalanan anlaşma, 2018'de ABD'nin tek taraflı çekilmesiyle askıya alınmıştı. O tarihten bu yana taraflar anlaşmayı yeniden yürürlüğe koymak için Viyana'da bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Ancak son aylarda müzakerelerde ilerleme kaydedilememesi ve İran'ın nükleer faaliyetlerini artırması endişe yaratıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirdiğini ve bu seviyenin askeri amaçlara yakın olduğunu rapor etmişti. ABD ve Avrupa Birliği, İran'ı yeni kısıtlamalara zorlamak için diplomatik baskıyı artırırken, Tahran ise müzakere masasında daha güçlü bir pozisyon elde etmeye çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın müzakere formatını değiştirme kararı, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri de etkileyebilir. Orta Doğu'da İran'ın nükleer programı, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri için büyük bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Riyad yönetimi, İran'ın nükleer silah sahibi olması halinde bölgede bir silahlanma yarışı başlayacağını defalarca dile getirdi. Bu nedenle Körfez ülkeleri, ABD'nin İran'a karşı daha sert bir tutum izlemesini destekliyor. Ancak ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İran'la diplomasi yoluyla anlaşma sağlanmasından yana. Yine de Kongre'deki şahin kanadın baskısı ve İsrail'in endişeleri, Washington'un elini kolunu bağlıyor. İsrail, İran'ın nükleer programını durdurmak için askeri seçenekleri de masada tuttuğunu sık sık vurguluyor. Tahran'ın müzakere formatını değiştirmesi, İsrail'in bu tehdidini daha da artırabilir. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın İran'a yakın durması, jeopolitik denklemleri daha da karmaşık hale getiriyor. Moskova ve Pekin, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarına karşı çıkarken, Tahran'ı diplomatik olarak destekliyor. Bu durum, uluslararası toplumda ABD ve müttefikleri ile Çin-Rusya ekseni arasında bir rekabeti de beraberinde getiriyor.
Analistler, İran'ın bu hamlesinin aslında bir pazarlık taktiği olabileceğini de belirtiyor. Tahran, müzakere masasında daha avantajlı bir konum elde etmek için krizi tırmandırma riskini göze alıyor. Ancak bu strateji, aynı zamanda yanlış hesaplamalara da yol açabilir. ABD'nin İran'a yönelik askeri müdahale ihtimali düşük olsa da, ekonomik yaptırımların daha da ağırlaşması söz konusu olabilir. İran ekonomisi zaten ciddi bir enflasyon ve işsizlikle boğuşuyor; yeni yaptırımlar halkın durumunu daha da kötüleştirebilir. Bu nedenle Tahran yönetimi, iç kamuoyunu da göz önünde bulundurmak zorunda. İran'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından muhafazakarların iktidara gelmesi, nükleer müzakerelerde daha sert bir çizgi izlenmesine neden olmuştu. Yeni yönetim, batılı ülkelere karşı güç gösterisi yaparken, bir yandan da ekonomik krizi yönetmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD nükleer müzakerelerindeki bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir boyut taşıyor. Türkiye, komşusu İran ile hem ekonomik hem de güvenlik alanında derin bağlara sahip. İran'a yönelik yaptırımların artması veya bölgede bir çatışma çıkması halinde Türkiye'nin enerji ticareti ve sınır güvenliği olumsuz etkilenebilir. Ayrıca Türkiye, İran ve ABD arasında arabulucu rolü oynayarak diplomatik nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Ancak müzakerelerin tıkanması, Türkiye'nin bu rolünü zayıflatabilir. Öte yandan, Katar ve Umman gibi ülkelerin arabuluculuk yaptığı bir ortamda Türkiye, alternatif bir kanal olarak öne çıkabilir. Bölgesel istikrar açısından, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmaması, Orta Doğu'da silahlanma yarışını hızlandırabilir. Bu durum, Türkiye'nin savunma harcamalarını artırmasını gerektirebilir. Türk dış politikası, bu krizde hem İran'la diyaloğunu sürdürmek hem de Batılı müttefikleriyle uyumlu hareket etmek arasında hassas bir denge kurmak zorunda.