İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rezaei, dün yaptığı açıklamada, Tahran yönetiminin nükleer müzakerelere yeniden dönüş için kapsamlı bir şart listesi üzerinde çalıştığını duyurdu. Rezaei’nin bu açıklaması, 2026 Ağustos sonunda uluslararası toplumun İran’ın nükleer programına ilişkin artan endişeleri ve ABD’nin yeni yaptırım dalgaları arasında geldi. İran’ın bu hamlesi, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) yeniden canlandırılmasına yönelik son diplomatik girişimlerin önünü açabilir. Ancak Rezaei’nin şart listesinin içeriği henüz kamuoyuyla paylaşılmadı; diplomatik kaynaklar, listenin uranyum zenginleştirme seviyesi, yaptırımların kaldırılması ve uluslararası denetimlerin kapsamı gibi kritik başlıkları içerdiğini öne sürüyor.
Gelişmenin Arka Planı: Uzun Süren Çıkmaz ve Yeni Diplomatik Sinyaller
İran ile dünya güçleri arasındaki nükleer müzakereler, 2021’de başlayan ve 2023’te kesintiye uğrayan Viyana görüşmelerinden bu yana büyük ölçüde durma noktasına gelmişti. Son iki yıldır İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini %60 saflık seviyesine kadar artırarak uluslararası toplumun tepkisini çekti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporları, İran’ın stoklarının askeri düzeye yaklaştığına dair uyarılar içeriyordu. Bu süreçte ABD, İran’ın petrol ihracatını hedef alan geniş kapsamlı yaptırımlar uygulamaya devam etti. Rezaei’nin son açıklaması, Tahran’ın müzakere masasına dönme isteğinin bir işareti olarak yorumlanıyor. Özellikle İran’ın yeni cumhurbaşkanı Muhammed Bekir Kalibaf’ın, ekonomiyi canlandırmak ve uluslararası izolasyonu kırmak için diplomasiyi önceliklendireceği yönündeki söylemleri, bu adımı destekler nitelikte.
Rezaei’nin açıklamasında “İran, müzakerelerin kendi ulusal çıkarları ve kırmızı çizgileri doğrultusunda sürdürülebilir olması için şartlarını netleştirecektir” ifadelerine yer vermesi dikkat çekti. Analistler, bu şartların batılı müzakereciler tarafından kabul edilmesi zor maddeler içerebileceğini, ancak Tahran’ın bu adımıyla masada kalmayı amaçladığını belirtiyor. Öte yandan İsrail hükümeti, İran’ın nükleer tesislerine yönelik askeri seçenekleri hâlâ masada tuttuğunu mükerrer defalar vurgulamıştı. Bu durum, bölgedeki tansiyonu daha da artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Güvenliği ve Bölgesel Denge
İran’ın nükleer dosyası yalnızca bir silahlanma sorunu değil, aynı zamanda küresel enerji arzı ve bölgesel güvenlik mimarisi açısından da kilit önem taşıyor. İran, dünya petrol rezervlerinin %10’una ve doğal gaz rezervlerinin %18’ine sahip. Uzmanlar, İran’a yönelik artan baskının petrol fiyatlarında yukarı yönlü risk oluşturabileceğini ve küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor. Bölgesel olarak ise, İran’ın nükleer faaliyetleri, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkelerinin kendi nükleer programlarına hız vermesine yol açtı. Suudi Arabistan’ın sivil nükleer enerji programı için ABD ile yürüttüğü müzakereler, İran dosyasındaki ilerlemeyle doğrudan bağlantılı. Ayrıca, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle batı ile ilişkilerinin bozulması, İran’ın Moskova ile artan askeri işbirliği, dosyayı daha da karmaşık hale getiriyor. İran’ın Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini tedarik etmesi ve insansız hava aracı (İHA) teknolojilerinde Rusya ile ortak çalışmalar yürütmesi, batılı istihbarat örgütlerinin raporlarında yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’ın nükleer müzakerelere dönme sinyali, Türkiye açısından stratejik bir öneme sahip. Türkiye, uzun yıllardır İran ile enerji alanında doğal gaz ithalatı ve ticaret bağları olan bir komşu ülke olarak istikrarı önemsiyor. Olası bir krizde sınır güvenliğinden göç dalgalarına kadar çeşitli sorunlarla karşılaşabilecek Türkiye, diplomasiye dönüşü memnuniyetle karşılıyor. Ancak Türkiye’nin, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarına uyum sağlama konusunda yaşadığı zorluklar ve İran ile ticaret hacmini artırma hedefi, dikkatli bir denge politikası gerektiriyor. Ayrıca Türkiye’nin, İran nükleer programına müdahil olması muhtemel yeni bir “Orta Doğu’da kitle imha silahlarından arındırılmış bölge” girişiminde öne çıkması, Ankara’nın bölgesel nüfuzunu artırabilir. Bu gelişme, Türkiye’nin doğu sınırındaki istikrar için bir fırsat penceresi sunuyor.