İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü nükleer müzakerelerde henüz somut bir ilerleme kaydedilmediğini açıkladı. Arakçi, Tahran’da düzenlediği basın toplantısında, “Şu ana kadar müzakerelerde elle tutulur bir ilerleme sağlanamadı. Taraflar hala pozisyonlarını netleştirme aşamasındalar,” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın daha önce yaptığı “Anlaşmaya çok yakınız” yönündeki iyimser yorumlarının hemen ardından geldi. Trump, geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, İran ile nükleer bir anlaşmaya varmanın eşiğinde olduklarını belirtmişti. İki ülke arasındaki dolaylı görüşmeler, Umman’ın arabuluculuğunda haftalardır devam ediyor.
Görüşmelerin Arka Planı ve Temel Anlaşmazlıklar
İran ve ABD arasındaki nükleer müzakereler, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) 2018’de Trump yönetimi tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin ardından yeniden başlamıştı. Trump, anlaşmayı “kötü bir anlaşma” olarak nitelendirerek çekilmiş ve İran’a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu. Buna karşılık İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini anlaşmanın izin verdiği sınırların çok ötesine taşıdı. Şu anda İran, yüzde 60’a varan oranlarda uranyum zenginleştiriyor ve bu oran silah yapımına oldukça yakın. ABD, İran’ın nükleer programını tamamen durdurmasını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) tam denetim izni vermesini talep ediyor. İran ise tüm yaptırımların kaldırılmasını ve nükleer enerji üretme hakkının tanınmasını şart koşuyor. Arakçi, “Yaptırımların kalıcı olarak kaldırılması olmadan hiçbir anlaşma mümkün değil,” diyerek Tahran’ın kırmızı çizgisini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-ABD nükleer görüşmelerinin sonucu, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu’nun güvenlik mimarisini etkileme potansiyeline sahip. Olası bir anlaşma, İran’ın petrol ihracatının artmasına ve küresel enerji piyasalarında arz fazlasına yol açabilir. Ayrıca, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel rakipler, İran’ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılmasını yakından izliyor. İsrail ise herhangi bir anlaşmaya sert bir şekilde karşı çıkıyor ve gerekirse askeri müdahalede bulunabileceğini ima ediyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Rusya, diplomatik çözümden yana tavır alıyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tarafları uzlaşmaya çağırdı. Çin ise İran ile ticari ilişkilerini sürdürürken, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarını eleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin dış politikası ve enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip. İran ile komşu olan Türkiye, nükleer krizin askeri bir çatışmaya dönüşmesinden endişe duyuyor. Olası bir savaş, Türkiye’nin sınırında yeni bir göç dalgasına ve güvenlik risklerine yol açabilir. Öte yandan, İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesi, Türkiye’nin doğalgaz ve petrol ithalatında alternatif kaynaklara erişimini kolaylaştırabilir. Türkiye, hem İran hem de ABD ile dengeli ilişkiler sürdürmeye çalışıyor. Diyalog kanallarının açık kalması, Türkiye’nin bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebilir ve enerji arz güvenliğine katkı sağlayabilir.