Yaklaşık yarım yüzyıldır süren düşmanlık, yaptırımlar, askeri tehditler ve dolaylı çatışmaların ardından, İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir mutabakat zaptı imzalanmasının duyurulması, Ortadoğu'daki en önemli jeopolitik gelişmelerden birini temsil ediyor. Bu anlaşma, 1979'daki İran Devrimi'nden bu yana ilk kez iki ülke arasında doğrudan bir diplomatik mutabakat sağlanması anlamına geliyor. Anlaşmanın kapsamı, nükleer programın sınırlandırılmasından bölgesel güvenlik düzenlemelerine kadar geniş bir yelpazeyi içeriyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran ve ABD arasındaki düşmanlık, 1953'teki ABD destekli darbeyle başlamış, 1979'daki rehine kriziyle zirveye ulaşmıştı. Son yıllarda ise iki ülke, Irak ve Suriye'de vekalet savaşları, Yemen'de Suudi Arabistan'a karşı Husilerin desteklenmesi ve nükleer program nedeniyle birçok kez karşı karşıya gelmişti. Trump yönetiminin 2018'de nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesi ve "azami baskı" politikası, ilişkileri daha da germişti. Biden yönetiminin göreve gelmesiyle birlikte diplomasi kanalları yeniden açılmış, Viyana'da yürütülen müzakereler sonucunda bu mutabakata varılmıştır.
Mutabakatın detayları henüz tam olarak açıklanmamış olsa da, medyaya yansıyan bilgilere göre İran, uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'tan yüzde 3,67'ye düşürmeyi, buna karşılık ABD de petrol ihracatına yönelik bazı yaptırımları kaldırmayı kabul etmiştir. Taraflar ayrıca Irak ve Yemen'de istikrarın sağlanması için işbirliği yapmayı taahhüt etmiş, ancak bu konular ilerleyen müzakerelere bırakılmıştır.
İran'ın bu anlaşmayla ekonomik rahatlama beklediği, ABD'nin ise nükleer programı kontrol altına alarak İsrail ve Körfez ülkelerindeki müttefiklerine güven vermeyi amaçladığı belirtiliyor. Ancak anlaşma, İran'daki muhafazakarlar ve ABD'deki bazı Kongre üyeleri tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. İran'da rejime yakın kaynaklar, anlaşmanın ülkenin nükleer kazanımlarını sınırladığını ve İran'ı zayıflattığını öne sürerken, ABD'de ise Cumhuriyetçi senatörler anlaşmayı "tarihi bir hata" olarak nitelendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu mutabakat, Ortadoğu'da yeni bir güç dengesinin habercisi olarak yorumlanıyor. Uzun süredir ABD'nin bölgedeki askeri varlığına ve İran'ın nükleer programına karşı çıkan İsrail, anlaşmayı kendisine yönelik bir tehdit olarak algılıyor. Netanyahu hükümeti, İran'ın nükleer tesislerine askeri müdahale seçeneğini masada tutarken, bu anlaşma ile ABD'nin İran'a karşı askeri seçeneği rafa kaldırdığı yorumları yapılıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri ise anlaşmayı ihtiyatla karşılıyor; bir yandan nükleer tehdidin ortadan kalkmasını memnuniyetle karşılarken, diğer yandan İran'ın bölgesel nüfuzunun artmasından endişe ediyor.
Küresel boyutta ise bu mutabakat, ABD'nin Ortadoğu'daki hegemonyasının sınırlarını gösteriyor. ABD, artık bölgeye askeri güç projekte ederek değil, diplomatik çözümlerle istikrar sağlamaya çalışıyor. Çin ve Rusya'nın bölgede artan etkisi, ABD'yi İran ile anlaşmaya zorlayan faktörlerden biri olarak görülüyor. Çin, Şubat 2023'te Suudi Arabistan ve İran arasında yapılan anlaşmaya arabuluculuk yaparak bölgedeki diplomatik ağırlığını hissettirmişti. Ayrıca, Rusya'nın Ukrayna savaşında İran'dan insansız hava aracı alması, İran'ın Batı ile ilişkilerinin normalleşmesini stratejik bir öncelik haline getirdi.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, İran'ın petrol ihracatının artması ve küresel petrol piyasalarında arz fazlası oluşması bekleniyor. Bu durum, petrol fiyatlarının düşmesine neden olabilir ve Rusya gibi üretici ülkeleri olumsuz etkileyebilir. ABD'nin yaptırımları kaldırmasıyla İran'ın uluslararası ticarete açılması, Türkiye ve Irak gibi komşu ülkeler için yeni ticari fırsatlar yaratacaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ABD arasındaki bu mutabakatı yakından izlemektedir. Türkiye, İran ile 535 km uzunluğunda bir sınıra sahip olup, iki ülke arasındaki enerji ticareti ve bölgesel güvenlik konuları kritik öneme sahiptir. Anlaşmanın, İran'a uygulanan yaptırımların hafiflemesine yol açması, Türkiye'nin İran'dan yaptığı doğalgaz ve petrol ithalatını kolaylaştırabilir. Ancak anlaşmanın uygulanması sırasında ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları yeniden devreye sokması durumunda, Türkiye'nin enerji tedarikinde sıkıntı yaşayabileceği de göz ardı edilmemelidir. Öte yandan, İran'ın bölgesel güç olarak ön plana çıkması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri operasyonlarını ve politikalarını etkileyebilir. Türkiye'nin bu yeni denge arayışında, hem ABD ile olan müttefiklik ilişkisini koruması hem de İran ile komşuluk bağlarını sürdürmesi gerekecektir.