Şubat 2026 sonrası dönem, İran ile ABD arasında ne savaş ne barış olarak tanımlanabilecek tuhaf bir diplomatik çıkmazın yeni bir evresine işaret ediyor. İki ülke arasındaki ilişkiler, periyodik olarak yenilenen ateşkes ilanları, imzalanan Mutabakat Zaptları (MOU) ve Hürmüz Boğazı'nda aralıklı olarak yaşanan silahlı çatışmalarla karakterize ediliyor. Bu döngü, tarafların kalıcı bir barış anlaşmasına yanaşmamakla birlikte tam anlamıyla bir savaşa da girmek istemediklerini gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Garip Bir Diplomatik Çıkmaz
Ocak 2026'da başlayan ve Şubat ayına kadar süren çatışmaların ardından ilan edilen ateşkes, taraflar arasında bir yıl aradan sonra ilk doğrudan müzakereleri de beraberinde getirdi. Ancak bu müzakereler, kapsamlı bir barış anlaşması yerine, belirli konularda iş birliğini öngören sınırlı mutabakat zaptlarıyla sonuçlandı. İlk MOU, nükleer programın izlenmesi ve insani yardım koridorlarının açılmasını kapsarken, ikinci MOU ise Hürmüz Boğazı'nda serbest geçiş güvencesini içeriyordu. Ne var ki bu anlaşmalar, sahadaki gerilimi azaltmaya yetmedi. Ateşkesin ardından geçen üç ay içinde en az beş kez karşılıklı topçu atışları ve insansız hava aracı saldırıları rapor edildi. Uzmanlara göre bu durum, iki ülkenin de tam bir savaşın maliyetini göze alamadığını ancak ulusal çıkarlarından da taviz vermeye hazır olmadığını ortaya koyuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol Fiyatları ve Deniz Güvenliği
Hürmüz Boğazı'ndaki bu istikrarsızlık, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolunda herhangi bir kesinti, petrol fiyatlarında ani yükselişlere neden oluyor. Son MOU, geçiş güvenliğini sağlamayı hedeflese de, uygulamada yaşanan aksaklıklar nedeniyle sigorta primleri ve navlun ücretleri yüksek seyrediyor. Bölgedeki askeri tatbikatlar da tırmanışın bir parçası. ABD Beşinci Filosu ve İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, sık sık birbirlerine yakın manevralar yapıyor, bu da kazara çatışma riskini artırıyor. Çin ve Rusya'nın bölgeye artan ilgisi ise denklemi daha da karmaşık hale getiriyor. Pekin, enerji güvenliği gerekçesiyle tarafları itidale davet ederken, Moskova ise İran'a askeri danışmanlık desteğini sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve ABD arasındaki bu kırılgan dengeden doğrudan etkileniyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji maliyetlerini yukarı çekerken, İran'la komşuluk ilişkileri ve ABD ile ittifak yükümlülükleri arasında hassas bir denge kurmasını gerektiriyor. Ankara, tansiyonun düşürülmesi için arabuluculuk girişimlerinde bulunabilir ve bu süreçte enerji tedarik rotalarının çeşitlendirilmesi stratejisini hızlandırmalıdır. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon arama faaliyetleri ve Kafkasya'daki gelişmelerle bağlantılı olarak, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak bu çıkmazda aktif rol oynaması beklenir.