İran, ABD ile varılması muhtemel bir anlaşmaya yönelik olarak temkinli bir iyimserlik içinde. Ülkede aylar sürecek karmaşık müzakerelerin öncesinde iç siyasi tartışmalar yaşanıyor. Tahran yönetimi, uluslararası yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer programında taviz vermeye sıcak bakarken, muhafazakar kanat anlaşmaya şüpheyle yaklaşıyor. İran kamuoyu ise ekonomik rahatlama umuduyla müzakereleri dikkatle izliyor. Uzmanlar, anlaşmanın önündeki en büyük engelin İran’ın balistik füze programı ve bölgesel nüfuzu olduğunu belirtiyor. İran Dışişleri Bakanlığı, müzakerelerin ‘onurlu ve kazan-kazan’ temelinde ilerlemesi gerektiğini vurguluyor. ABD tarafı ise İran’ın nükleer faaliyetlerine tam denetim getirilmesi konusunda ısrarcı. Taraflar arasındaki güven eksikliği, müzakerelerin seyrini belirleyecek en kritik faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin arka planı
İran ile ABD arasındaki dolaylı görüşmeler, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) yeniden canlandırılması amacıyla başlatıldı. Trump yönetiminin 2018’de anlaşmadan çekilmesi ve ‘maksimum baskı’ politikası izlemesi, Tahran’ı nükleer faaliyetlerini hızlandırmaya itmişti. Biden yönetiminin işbaşına gelmesiyle diplomatik kanallar yeniden açılsa da, İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Reisi’nin muhafazakar hükümeti, Batı ile ilişkilerde daha sert bir tutum benimsedi. İran, anlaşmanın ötesinde, yaptırımların tamamen kaldırılmasını ve nükleer programına müdahale edilmemesini talep ediyor. ABD ise İran’ın balistik füze kapasitesinin sınırlandırılmasını ve bölgesel vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlerin durdurulmasını istiyor. Müzakerelerdeki en önemli kilit noktalardan biri, İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesi. İran şu anda yüzde 60’a kadar zenginleştirme yaparken, ABD yüzde 3.67’ye dönülmesini talep ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) da İran’daki denetimlerin kapsamının genişletilmesi konusunda ısrarcı. Bu talepler, İran’da ‘ulusal egemenliğe müdahale’ olarak algılanıyor ve iç kamuoyunda tepki çekiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İran-ABD anlaşması, tüm Ortadoğu’nun jeopolitik dengelerini etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Anlaşma sağlanması halinde, Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölge ülkeleri rahat bir nefes alacak. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın nükleer tehdidinin azalmasını memnuniyetle karşılayacak olsa da, Tahran’ın bölgesel nüfuzunun artmasından endişe ediyor. İsrail ise anlaşmaya sert bir şekilde karşı çıkıyor; Tel Aviv yönetimi, İran’ın nükleer programının durdurulmasını yeterli bulmayıp, tamamen sökülmesini talep ediyor. Rusya ve Çin, İran’a yönelik yaptırımların kalkmasını desteklerken, kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile gerilimli ilişkiler içinde olduğu için İran’la stratejik ortaklığını derinleştiriyor. Çin ise İran’dan ucuz petrol tedarikini sürdürmek ve Kuşak-Yol projesi kapsamında İran’ı lojistik bir merkez olarak kullanmak istiyor. ABD’nin müzakerelerde başarı sağlaması, Çin ve Rusya’nın bölgedeki etkisini dengeleme açısından önem taşıyor. Ayrıca, anlaşma sağlanması halinde küresel petrol piyasalarında arz artışı bekleniyor; bu da enerji fiyatlarında düşüşe yol açabilir. Ancak müzakerelerin başarısız olması, bölgede yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir ve İran’ın nükleer programını daha da hızlandırmasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki olası bir anlaşma, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Anlaşma sağlanması halinde İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye’nin enerji ithalatında önemli bir kaynak olan İran doğalgaz ve petrolünün tedarikini kolaylaştırabilir. Ayrıca iki ülke arasındaki ticaret hacminin artması beklenir. Ancak anlaşma sonrası bölgesel dengelerin değişmesi, Türkiye’nin İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabetteki konumunu etkileyebilir. İran’ın elinin rahatlaması, Suriye, Irak ve Yemen gibi dosyalarda Tahran’ın daha agresif bir politika izlemesine yol açabilir. Bu da Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Öte yandan, ABD’nin İran ile anlaşması, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmasına da katkıda bulunabilir. Ankara, müzakerelerde dengeleyici bir rol üstlenmeyi hedeflemeli ve sonuçları dikkatle takip etmelidir.