ABD Başkanı Donald Trump, İran ile bir anlaşmaya 'çok yaklaştıklarını' açıklarken, Tahran ve Washington arasındaki dolaylı müzakerelerde kritik bir dönemece girildi. İki taraf arasında 2015 nükleer anlaşmasından (JCPOA) bu yana en somut ilerleme kaydedilirken, uranyum zenginleştirme seviyeleri, yaptırımların kapsamı ve bölgesel gerilimler gibi başlıklarda henüz uzlaşı sağlanamadı. DW'nin derlediğine göre, görüşmelerde şu ana kadar ortaya çıkan çerçeve, nükleer faaliyetlerin 'makul ölçüde kısıtlanması' karşılığında ekonomik yaptırımların adım adım kaldırılmasını öngörüyor, ancak İran'ın balistik füze programı ve bölgesel milis güçleriyle ilişkisi masada kalmaya devam ediyor.
Gelişmenin arka planı: Nükleer krizden yeni bir müzakere hattına
İran ile ABD arasındaki diplomatik gerilim, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) 2018'de Trump tarafından tek taraflı olarak feshedilmesiyle yeniden tırmanmıştı. Trump'ın 'en sert yaptırım' politikasına rağmen İran, nükleer programını sürekli olarak geliştirdi; uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'ın üzerine çıkararak silah seviyesine yaklaştı. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA), İran'ın Fordow ve Natanz tesislerinde yüksek düzeydeki faaliyetlerini teyit ederken, İsrail'in bu gelişmeleri 'kırmızı çizgi' olarak tanımlaması bölgede askeri bir çatışma riskini artırdı.
Trump yönetiminin son döneminde, özellikle Suudi Arabistan'ın da dahil olduğu Arap ülkelerinin arabuluculuğunda başlatılan gizli görüşmeler, bugüne kadar sızan bilgilere göre Umman ve Katar'da gerçekleştirilen üç tur toplantıyı içeriyor. ABD'nin baş müzakerecisi Jared Kushner'ın doğrudan yer almadığı ancak üst düzey istihbarat ve askeri yetkililerin katıldığı bu süreçte, İran heyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in önderliğinde hareket ediyor. Trump'ın 'birkaç hafta içinde anlaşma imzalanabilir' sözleri, Beyaz Saray'ın bu dosyaya stratejik bir öncelik verdiğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yaptırımlar, petrol fiyatları ve İsrail faktörü
İran-ABD anlaşmasının olası sonuçları, sadece iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu denklemini etkileyecek potansiyele sahip. Öncelikle, yaptırımların hafiflemesi İran'ın günde 1-1,5 milyon varil ham petrol ihracatını artırmasına olanak tanıyabilir; bu da küresel petrol fiyatlarında bir düşüş anlamına gelir ve özellikle enerji ithalatçısı ülkeler için olumlu bir gelişme olur. Ancak İsrail, İran'ın nükleer kabiliyetini 'kısa süreliğine donduran' ancak tam olarak sökmeyen bir anlaşmaya şiddetle karşı çıkıyor. Başbakan Binyamin Netanyahu, daha önce JCPOA'yı 'tarihin en kötü anlaşması' olarak nitelendirmiş ve İran'ın askeri nükleer altyapısının fiziksel olarak imha edilmesi gerektiğini savunmuştu.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise Yemen ve Suriye'de İran'ın nüfuzunun sınırlandırılmasını talep ediyor. Anlaşma metninde bölgesel güvenlik maddelerinin olmaması, Riyad ve Abu Dabi'nin endişelerini artıran bir diğer unsur. ABD'de ise Kongre'nin anlaşmayı onaylama süreci kritik: Demokratlar, Trump'ın tek taraflı adımlarına şüpheyle yaklaşırken, Cumhuriyetçi kanattan bazı isimler İran'a verilecek tavizlerin 'yetersiz' olduğu gerekçesiyle anlaşmaya karşı çıkabilir. Bu durum, nihai metnin Obama dönemindeki JCPOA kadar kapsamlı olmasının önünde bir engel teşkil ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD anlaşmasının sağlanması, Türkiye için ekonomik ve enerji güvenliği açısından kritik bir fırsat penceresi açabilir. Yaptırımların hafiflemesi, İran'dan doğalgaz ve petrol ithalatının önünü açar; ayrıca Türkiye'nin İran üzerinden Orta Asya'ya uzanan ticaret koridorları daha istikrarlı hale gelir. Güvenlik boyutunda ise anlaşma, İran'ın nükleer programının sınırlandırılmasıyla bölgesel bir silahlanma yarışını önleyebilir. Ancak anlaşmanın Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki etkinliğini nasıl etkileyeceği belirsiz: İran'la anlaşma, Ankara'nın Tahran'la ilişkilerinde yeni bir denge kurmasını gerektirebilir. ABD'nin bölgeden çekilme riski ise Türkiye'nin kendi savunma ve dış politika önceliklerini yeniden değerlendirmesine neden olabilir.