Irak'ın yeni Başbakanı Mustafa el-Kazımi, ülkedeki nüfuzlu silahlı grupları devlet kontrolü altına alma girişimlerinde ciddi bir direnişle karşılaşıyor. Trump yönetimi, Bağdat yönetiminden İran'dan uzaklaşmasını ve hükümetin denetimi dışında faaliyet gösteren İran bağlantılı milis gruplarını dizginlemesini talep ediyor. Bu talep, Irak'ın zaten kırılgan olan siyasi dengesini daha da germiş durumda. Kazımi, hem ABD'nin baskısı hem de İran'ın Irak üzerindeki etkisi arasında sıkışmış durumda; ayrıca ülkedeki Şii siyasi blokların da yoğun muhalefetiyle karşı karşıya.
Gelişmenin Arka Planı
Irak, 2003 ABD işgalinden bu yana merkezi hükümetin otoritesini zayıflatan paramiliter gruplarla mücadele ediyor. Özellikle İran devrim muhafızlarının desteğiyle oluşturulan Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) adlı çatı örgüt, 2014'te IŞİD'e karşı savaşta resmî olarak tanınmasına rağmen, büyük ölçüde bağımsız hareket ediyor. Bu grupların bir kısmı, ABD hedeflerine yönelik saldırılarda bulunmakla suçlanıyor. Ocak 2020'de ABD'nin İranlı general Kasım Süleymani'yi ve Iraklı milis lideri Ebu Mehdi el-Mühendis'i öldürmesi, tansiyonu zirveye çıkardı. Kazımi, Mayıs 2020'de başbakan olduktan sonra, bu milisleri devlet bütçesi ve komuta zincirine dahil etmek için reformlar başlattı, ancak grupların büyük bölümü direniyor.
Kazımi'nin çabaları, özellikle İran'a yakınlığıyla bilinen siyasi partilerin ve milis liderlerinin sert tepkisini çekiyor. Milisler, son dönemde ABD'nin Irak'taki askeri varlığına yönelik roket saldırılarını artırdı; bu da ABD'nin Bağdat yönetimine baskı yapmasına yol açtı. Washington, Kazımi'ye bu saldırıların durdurulması için daha etkili adımlar atması çağrısında bulunuyor. Ancak Kazımi'nin eli, milislerin parlamentodaki siyasi temsilcileri nedeniyle zayıf. Milisler, ülkenin güneyinde ve Bağdat'ın bazı bölgelerinde neredeyse devlet benzeri bir otorite kurmuş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Irak'ta yaşanan bu güç mücadelesi, sadece iç siyaseti değil, aynı zamanda ABD-İran geriliminin bölgesel yansımalarını da şekillendiriyor. ABD, Irak üzerinden İran'a yönelik baskısını sürdürmeye çalışırken, İran da Irak'taki vekil güçleri üzerinden nüfuzunu korumaya çalışıyor. Bu durum, Irak'ı adeta bir vekalet savaşının sahnesine dönüştürüyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, Irak'ın İran etkisinden kurtulmasını istiyor ancak bunun için somut adımlar atmakta çekimser kalıyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, Irak'ın istikrara kavuşturulması için reformların desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. Kazımi'nin başarısı, sadece Irak'ın değil, tüm Ortadoğu'nun kaderini etkileyecek önemde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Irak'taki siyasi istikrarsızlık ve milislerin kontrolü, Türkiye için hayati önem taşıyan iki konuyu doğrudan etkiliyor: PKK varlığı ve enerji güvenliği. İran destekli milislerin Irak'ın kuzeyinde PKK'ya destek verdiği iddiaları, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarını zorlaştırıyor. Ayrıca, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının güvenliği, bu grupların etkisi altındaki bölgelerden geçiyor. Türkiye, Irak'ın merkezi hükümetinin güçlenmesini ve milislerin kontrol altına alınmasını desteklerken, aynı zamanda kuzey Irak'taki dengeleri de gözetmek zorunda. Ankara, Kazımi yönetimiyle yakın temas halinde olup, terörle mücadele ve ekonomik işbirliği konularında ortak adımlar atılması için çaba gösteriyor. Bu süreçte Türkiye, hem ABD hem de İran'la ilişkilerini dengeleyerek çok yönlü bir diplomasi yürütüyor.