Arap Birliği üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, Kudüs'te son haftalarda tırmanan gerilim ve Mescid-i Aksa'ya yönelik artan baskılar karşısında uluslararası topluma 'acil ve etkili' bir müdahale çağrısında bulundu. Kahire'de olağanüstü toplanan Arap Birliği Konseyi, yayımladığı ortak bildiride İsrail güçlerinin Filistinli sivillere yönelik orantısız güç kullanımını kınayarak, Kudüs'ün tarihi ve hukuki statüsünün korunması için derhal harekete geçilmesini istedi. Toplantıya katılan bakanlar, iki devletli çözümün önündeki engellerin kaldırılması ve Doğu Kudüs'ün işgal altındaki Filistin topraklarının başkenti olarak tanınması yönündeki uluslararası kararlara uyulması çağrısını yineledi.
Kudüs'te Artan Gerilimin Arka Planı
Kudüs'teki gerilim, özellikle ramazan ayının başlamasıyla birlikte Mescid-i Aksa çevresinde yoğunlaştı. İsrail polisinin, Filistinli ibadetçilere yönelik kısıtlamaları ve güvenlik güçlerinin cami avlusuna müdahaleleri, bölgede günlerdir süren çatışmalara yol açtı. Filistin Kızılayı'na göre, son iki haftada yüzlerce Filistinli yaralandı, çok sayıda kişi gözaltına alındı. İsrail makamları ise güvenlik önlemlerini 'aşırılık yanlısı grupların kışkırtmalarına' karşı aldıklarını savunuyor; ancak uluslararası gözlemciler, bu müdahalelerin orantısız olduğu ve uluslararası hukuku ihlal ettiği görüşünde. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, konuyu acil gündem maddesi olarak ele aldı; ancak ABD'nin vetosu nedeniyle bağlayıcı bir karar çıkamadı.
Arap Birliği'nin çağrısı, sadece siyasi bir kınama niteliği taşımıyor; aynı zamanda Filistin yönetimine mali ve lojistik destek verilmesi, Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin direnişini desteklemek amacıyla bir 'dayanışma fonu' oluşturulması gibi somut adımlar da öneriyor. Mısır'ın arabuluculuğunda İsrail ile Hamas arasında dolaylı ateşkes görüşmeleri sürerken, Ürdün'ün Kudüs'teki vakıflar üzerindeki vesayetinin tanınması, bölgede istikrarın sağlanması için kritik bir unsur olarak öne çıkıyor. Ürdün Kralı II. Abdullah, Mescid-i Aksa'nın statüsünü değiştirmeye yönelik her türlü girişimin 'kırmızı çizgi' olduğunu vurgulayarak, bu konuda uluslararası toplumun kararlılık göstermesi gerektiğini ifade etti.
Bölgesel ve Uluslararası Boyut
Kudüs'teki gerilim, sadece Filistin-İsrail çatışmasının bir parçası değil; aynı zamanda bölgesel dengeleri de derinden etkiliyor. Özellikle İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile normalleşme sürecine giden Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkeler, iç kamuoylarından gelen baskı nedeniyle zor durumda kalıyor. Arap Birliği'nin bu çıkışı, normalleşme sürecinin hızını kesebilecek bir etki yaratabilir. Öte yandan İran, Kudüs'teki olayları kendi bölgesel nüfuzunu artırmak için kullanmaya çalışıyor; Tahran yönetimi, 'Kudüs Günü' etkinlikleriyle Filistin davasını sahiplenerek Arap sokaklarında destek toplamaya çalışıyor. Suudi Arabistan'ın ise İsrail ile normalleşme görüşmelerini askıya aldığı yönündeki haberler, bölgede yeni bir kutuplaşmanın sinyallerini veriyor.
Uluslararası toplumun tepkisi ise sınırlı kalıyor. ABD yönetimi, İsrail'in güvenlik endişelerini anladığını belirtmekle birlikte, sivillerin korunması çağrısını yineliyor. Avrupa Birliği ise daha net bir duruş sergileyerek, İsrail'e yönelik ekonomik yaptırımların masada olduğunu ima etti. Rusya, BM Güvenlik Konseyi'nde Filistin lehine bir karar tasarısı sunmayı planladığını açıkladı. Ancak tüm bu diplomatik çabalar, sahada somut bir değişiklik yaratmaktan uzak görünüyor. Kudüs'te yaşayan Filistinliler, uluslararası toplumun 'sadece kınama ile yetindiğini' ve gerçek bir baskı uygulamadığını dile getiriyor. Bu durum, bölgede yeni bir intifada (halk ayaklanması) ihtimalini güçlendiriyor; gözlemciler, benzer bir patlamanın 2000 yılında yaşanan İkinci İntifada'ya benzer sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'teki gerilimi yakından takip ediyor; Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamalarda 'Mescid-i Aksa'ya yönelik her türlü saldırının Türkiye için kırmızı çizgi olduğunu' vurgulamıştı. Ankara, Filistin davasını İslam dünyasının ortak meselesi olarak görüyor ve bu konuda aktif diplomasi yürütüyor. Türkiye'nin bölgede artan arabuluculuk rolü, özellikle Mısır ve Katar ile yapılan ittifaklar sayesinde Filistinli gruplar arasında diyaloğu teşvik etme potansiyeli taşıyor. Ayrıca Türkiye'nin, Kudüs'ün statüsünü tartışmaya açan her türlü girişime karşı uluslararası platformlarda sert tepki göstermesi, Ankara'nın İslam dünyasındaki liderlik iddiasını güçlendiriyor. Ekonomik boyutta ise İsrail ile ticaret hacmi yüksek olan Türkiye, siyasi gerilimlerin ekonomik ilişkilere yansıması riskiyle karşı karşıya. Bu nedenle Ankara, dengeli bir politika izlemeye çalışıyor; hem Filistin davasına sadakatini gösteriyor hem de bölgesel çıkarlarını korumaya çalışıyor. Kudüs'teki gelişmeler, Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkinliğini artırmak için bir fırsat olarak da değerlendirilebilir.