Arap ve Müslüman ülkelerin dışişleri bakanları, Kudüs'teki Hristiyan ve İslami kutsal mekanların İsrail'in 'hiç olmadığı kadar' tehdit altında olduğu uyarısında bulunarak, bu mekanları korumak için ortak bir plan başlattı. Karar, dün Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) ortak olağanüstü toplantısı sonrasında açıklandı.
Gelişmenin arka planı
Toplantıda konuşan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Aboul Gheit, İsrail'in Kudüs'teki kutsal mekanlara yönelik ihlallerinin 'kabul edilemez' olduğunu belirtti ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı. İİT Genel Sekreteri Hissein Brahim Taha ise, Mescid-i Aksa'nın ve Kıyamet Kilisesi'nin 'ciddi tehdit' altında olduğunu söyledi.
Planın detaylarına göre, Kudüs'teki kutsal mekanların korunması için diplomatik girişimler yoğunlaştırılacak, uluslararası kuruluşlarda farkındalık artırılacak ve İsrail'e yönelik diplomatik baskı oluşturulacak. Ayrıca, kutsal mekanların statüsünü değiştirmeye yönelik tek taraflı adımlara karşı hukuki ve siyasi mücadele yürütülecek.
Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, toplantıda yaptığı konuşmada, İsrail'in 'sistematik olarak Kudüs'ü Yahudileştirmeye çalıştığını' ve bu durumun bölgedeki istikrarı tehdit ettiğini ifade etti. El-Maliki, 'Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir. Bu plan, kutsal mekanlarımızı korumak için atılmış tarihi bir adımdır' dedi.
Bölgesel veya küresel boyut
Kudüs'teki kutsal mekanlar konusu, yalnızca Filistin-İsrail çatışmasının değil, aynı zamanda İslam dünyası ile Hristiyan toplumların da ortak hassasiyetini oluşturuyor. Kıyamet Kilisesi, Hristiyanlık için en kutsal mekanlardan biri kabul edilirken, Mescid-i Aksa İslam'ın üçüncü kutsal mekanıdır. Bu nedenle, bu mekanlara yönelik herhangi bir tehdit, dünya genelinde milyonlarca insanı doğrudan ilgilendiriyor.
İsrail yönetimi ise bu suçlamaları reddediyor ve tüm dinlerin ibadet özgürlüğünü garanti ettiğini savunuyor. Ancak, son yıllarda özellikle sağcı koalisyon hükümetleri döneminde Mescid-i Aksa'ya yönelik ziyaretçi kısıtlamaları ve güvenlik baskıları artmış, bu da uluslararası tepkiye yol açmıştı. Ayrıca, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Doğu Kudüs'teki yasa dışı yerleşim faaliyetleri, bölgedeki demografik yapıyı değiştiriyor.
Arap ve Müslüman ülkelerin bu ortak planı, Kudüs konusunda birliğin sağlanması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak, planın uygulanması ve İsrail üzerinde gerçek bir baskı oluşturup oluşturamayacağı merak konusu. Uzmanlar, Arap ve Müslüman ülkelerin siyasi ve ekonomik ağırlığının bu konuda etkili olabileceğini, ancak İsrail'in en büyük müttefiki ABD'nin tutumunun belirleyici olacağını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Kudüs'ün statüsünün korunması tezine güçlü destek sağlıyor. Türkiye, Mescid-i Aksa ve Kıyamet Kilisesi'nin korunması konusunda yıllardır uluslararası platformlarda hassasiyetini dile getiriyor. Özellikle, İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde yürüttüğü girişimlerle Kudüs'ün Korunması için Uluslararası Platformu kurması, bu alandaki aktif rolünün bir göstergesi. Bu planın hayata geçmesi, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik ağırlığını artırabilir ve Filistin davasına verdiği desteği pekiştirebilir. Ancak, planın İsrail üzerinde somut bir etki yaratması için uluslararası toplumun ortak tavrı kritik önem taşıyor. Türkiye'nin bu süreçte arabulucu ve koordinatör ülke olarak öne çıkması, hem bölgesel hem de küresel anlamda prestijini artırabilir.