Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, ülkenin en güçlü Şii silahlı gruplarının 30 Eylül'de sona erecek silahsızlanma sürecine uymayı reddetmesiyle ciddi bir siyasi krizle karşı karşıya. Hükümetin otoritesini sarsan bu gelişme, ülkede mezhepsel gerilimleri yeniden alevlendirirken, güvenlik güçleri ile milisler arasında çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Kazımi'nin, devlet dışı silahlı grupların orduya entegrasyonunu öngören planı, özellikle İran destekli grupların sert direnişiyle karşılaşıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Irak'ta devlet otoritesine meydan okuyan silahlı gruplar sorunu, 2014'te IŞİD'in Musul'u ele geçirmesiyle daha da derinleşti. Dönemin Başbakanı Haydar el-İbadi'nin çağrısıyla kurulan Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri), IŞİD'e karşı savaşta kritik rol oynadı ancak zamanla İran'ın nüfuzu altına girdi. 2018'de yasallaşan bu gruplar, resmi olarak başbakanlığa bağlı olsa da pratikte kendi silahlı kanatlarıyla hareket ediyor.
ABD'nin 2020'de İranlı General Kasım Süleymani ile birlikte Haşdi Şabi komutanı Ebu Mehdi el-Mühendis'i öldürmesi, bu grupların hem Washington'a hem de Bağdat'a yönelik öfkesini artırdı. Özellikle Kataib Hizbullah ve Asaib Ehl el-Hak gibi gruplar, ABD askerlerine yönelik saldırılarını sürdürüyor. Kazımi'nin bu grupları silahsızlandırma girişimi, ülkeyi iç savaşa sürükleyebilecek bir güç mücadelesinin habercisi olarak yorumlanıyor.
Başbakan Kazımi, Ekim 2019'da patlak veren hükümet karşıtı protestoların ardından 2020'de göreve gelmişti. Seçim vaatleri arasında güvenlik reformu ve silah kontrolü de vardı. Ancak görev süresi boyunca bu vaatlerini yerine getirmekte zorlandı. Özellikle İran yanlısı partilerin kontrolündeki parlamentoda, milisleri silahsızlandıracak yasal düzenlemeleri çıkarmakta güçlük çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Irak'taki bu kriz yalnızca ulusal bir mesele değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç mücadelesinin de bir yansıması. ABD'nin Irak'tan çekilme sürecini tamamlaması ve İran'ın nüfuzunu genişletme çabaları, bu ülkeyi bir kez daha iki ülke arasındaki rekabetin merkezine yerleştiriyor. Washington, Irak hükümetinin silahsızlanma çabalarını desteklerken, Tahran'daki yönetim, Şii milislerin Irak siyasetindeki ağırlığını korumak istiyor.
Uzmanlara göre, milislerin silahsızlanmayı reddetmesi, Irak'ın egemenliği açısından da büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu durum, ülkenin iç işlerine dış müdahaleyi kolaylaştırıyor. Ayrıca, silahlı grupların keyfi tutuklamalar, yargısız infazlar ve yolsuzluk gibi eylemleri, Irak halkının devlete olan güvenini de zedeliyor. Son yapılan anketlere göre, halkın yüzde 70'i bu grupların ülke için bir tehdit olduğunu düşünüyor.
Krizin bir diğer boyutu da ekonomik. Silahlı grupların ülkenin kuzeyindeki petrol bölgelerini hedef alması, Irak'ın petrol gelirlerini olumsuz etkiliyor. Bu da hükümetin bütçesi üzerinde baskı oluşturuyor. Ayrıca, bu grupların sivil halka yönelik şiddet eylemleri, ülkedeki güvenlik durumunun kötüleşmesine ve insanların ülkeyi terk etmesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Irak'ın istikrarı, Türkiye için hayati önem taşıyor. Türkiye, sınır komşusu Irak'ta yaşanacak bir iç karışıklığın, kendi güvenliğini doğrudan etkileyeceğini biliyor. Özellikle Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığı, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarını sürdürmesine neden oluyor. Irak'taki siyasi kriz, PKK'nın bu bölgedeki hareket alanını genişletebilir. Ayrıca, İran destekli milislerin Irak'ta güçlenmesi, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu dengeleyebilir. Ankara, Bağdat'taki hükümetin zayıflamasını istemese de, bu süreçten en az zararla çıkmak için diplomatik temaslarını yoğunlaştırabilir.