Irak'ın Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) başkanı Faleh el-Fayyad, 26 Haziran'da örgüt bünyesinde yeni bir "İnsan Hakları Departmanı" açtı. Bu gelişme, Washington'un Fayyad'ı insan hakları ihlalleriyle bağlantılı olarak yaptırım listesine aldığı bir dönemde, neredeyse kara mizah gibi algılandı. Ancak bu açılış, sembolik olmaktan öte, ülkenin silahlı gruplar üzerindeki kontrolünü yeniden şekillendiren müzakerelerin bir parçası. Irak hükümeti, milislerin silahlarını bırakması konusunda görüşmeler yürütürken, bu grupların işlediği suçlara yönelik cezasızlık zırhının korunması, ülkenin istikrarına gölge düşürüyor.
Gelişmenin arka planı
Faleh el-Fayyad, 2014'te DEAŞ'a karşı mücadelede önemli rol oynayan ve İran destekli grupları da bünyesinde barındıran Haşdi Şabi'nin başında bulunuyor. ABD tarafından 2019'da terör örgütü olarak tanımlanan ve 2020'de yaptırım listesine alınan Fayyad, yeni departmanın "insan hakları kültürünü güçlendirmek" amacıyla kurulduğunu duyurdu. Ancak gözlemciler, bu adımı, yıllardır milislerin işlediği kaçırma, yargısız infaz ve işkence gibi ihlaller karşısında gösterilen hoşgörünün bir cilası olarak yorumluyor.
Irak Başbakanı Muhammed Şiya el-Sudani, seçim vaatlerinden biri olan milislerin devlet kontrolüne alınması konusunda baskı altında. Ancak bu gruplar, özellikle İran'a yakın fraksiyonlar, hükümetin silahsızlandırma çabalarına direniyor. Sudani yönetimi, Şii siyasi blokların desteğini almak için bu gruplara ekonomik ayrıcalıklar tanıyor ve askeri operasyonlarda serbest hareket alanı sağlıyor. Bu da, milislerin güç kaybı yaşamadan devlet içindeki nüfuzunu artırmasına yol açıyor.
Uzmanlara göre, Haşdi Şabi'nin insan hakları departmanı, uluslararası topluma yönelik bir imaj düzeltme çabası. Ancak bu girişim, örgütün geçmişteki ihlallerine dair hesap verebilirlik mekanizmalarını içermiyor. Birleşmiş Milletler raporları, Haşdi Şabi'ye bağlı grupların savaş sırasında ve sonrasında sivillere yönelik ciddi insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiğini belgeliyor. Bu ihlallerin faillerinin tespit edilmesi veya yargılanması konusunda ise bir ilerleme kaydedilmiş değil.
Bölgesel ve küresel boyut
Irak'taki milislerin statüsü, sadece iç siyaseti değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. İran, bu gruplar üzerinden Irak'ta nüfuz sahibi olurken, ABD'nin askeri varlığını azalttığı bir dönemde, Haşdi Şabi'nin silahlı kanadı, Tahran'ın bölgedeki vekil güçleri arasında önemli bir role sahip. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, milislerin gücünün Irak devletinin egemenliğini zayıflattığını savunuyor.
Bu durum, ABD ile İran arasındaki nüfuz mücadelesinin de bir parçasını oluşturuyor. Washington, Irak hükümetinin milisleri kontrol altına almasını isterken, Tahran bu grupları yok edilmesi gereken "direniş ekseni" olarak nitelendiriyor. Irak'ın, iki ülke arasında denge kurma çabası, zaman zaman kendi iç politikasında çıkmazlara yol açıyor. Silahlı grupların devlet şiddetini tekeline alma baskısı, ülkenin güvenlik güçlerinin birliğini zedeliyor ve savaştan çıkmış bir toplum için risk oluşturuyor.
Bölgesel yansımalar, özellikle Suriye'deki durumla bağlantılı. Haşdi Şabi ile işbirliği yapan İran destekli gruplar, Suriye'de Beşar Esad rejimine destek verirken, bu grupların Irak-Suriye sınırındaki hareketliliği, bölgedeki istikrarı doğrudan etkiliyor. Türkiye, bu grupların PKK'nın Suriye kolu YPG ile olan ilişkilerini yakından izliyor. Iraklı milislerin, YPG ile ortak operasyonlar yürüttüğüne dair raporlar, Ankara'nın güvenlik endişelerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığına karşı askeri operasyonlar düzenlerken, Haşdi Şabi'nin PKK ile olan bağları Ankara için doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Irak hükümetinin milisleri kontrol altına alamaması, Türkiye'nin kendi sınır güvenliğini sağlamak için daha agresif adımlar atmasına neden olabilir. Ayrıca, Irak'taki cezasızlık kültürü, bölgesel istikrarı bozucu bir etkiye sahip. Bu durum, Türkiye'nin yıllardır savunduğu "Irak'ın toprak bütünlüğü" ilkesini zayıflatıyor. Türkiye, bu süreçte diplomatik girişimlerini sürdürmek ve Irak'ın kendi içinde barışı sağlaması için yapıcı rol oynamak durumunda. Aynı zamanda, İran'ın Irak'taki nüfuzunun artması, Türkiye-İran rekabetini derinleştirebilir.