İngiltere'de, şiddet ve cinsel suçlardan hüküm giymiş bazı kişiler, cezaevinden şartlı tahliye ile çıktıktan sonra yalnızca birkaç mil genişliğindeki alanlarda hareket edebilecek. Adalet Bakanlığı'nın açıkladığı yeni uygulama kapsamında, bu tür suçlular için özel kısıtlama bölgeleri oluşturulacak ve bu kişilerin hareket alanları elektronik kelepçelerle sınırlandırılacak. 1 Ekim'de yürürlüğe girecek sistem, toplum güvenliğini artırmayı ve mağdurları korumayı amaçlıyor. BBC'nin haberine göre, Adalet Bakanı Robert Buckland, bu adımın suçluların rehabilitasyonu ile halkın güvenliği arasında bir denge kurduğunu söyledi.
Kısıtlama Bölgesi Nasıl İşleyecek?
Yeni plan, Şiddet ve Cinsel Suç Kayıt Sistemi'nde (ViSOR) yer alan en riskli suçluları hedef alıyor. Bu kişiler, tahliye sonrası belirli bir bölgeyle sınırlandırılacak ve bu bölgeden çıkmaları yasaklanacak. Bölge sınırları, kişinin risk düzeyine ve işlediği suçun niteliğine göre belirlenecek. Uygulama süresince, GPS tabanlı elektronik kelepçelerle kişinin hareketleri anlık olarak izlenecek; izin verilen alanın dışına çıkmaları durumunda derhal yetkililere bildirim yapılacak.
Cezaevi ve Tahliye Servisi, kısıtlama bölgesi ihlallerinde tavizsiz bir tutum sergileyecek. İhlal edenler yeniden cezaevine gönderilecek veya daha sıkı koşullarla denetim altına alınacak. Uygulamanın ilk etapta yaklaşık 500-600 yüksek riskli suçlu için geçerli olması bekleniyor. Ancak yetkililer, zamanla bu sayının artabileceğini ve sistemin kapsamının genişletilebileceğini belirtiyor. Adalet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu tür kısıtlamaların yasal dayanağının 2003 tarihli Cezai Adalet Yasası ve 2020 tarihli Suç ve Mahkemeler Yasası'nın ilgili maddeleri olduğu vurgulandı.
Kamuoyu ve Uzman Görüşleri
Uygulama, bazı sivil toplum kuruluşları tarafından suçluların topluma yeniden kazandırılmasını zorlaştıracağı gerekçesiyle eleştiriliyor. 'Howard League for Penal Reform' adlı kuruluş, bu tür uygulamaların suçluların sosyal hayata entegrasyonunu engelleyebileceğini ve suç oranlarını azaltmada etkili olmayabileceğini öne sürüyor. Ancak hükümet, özellikle cinsel suç mağdurlarının yaşadığı bölgelerde güvenliği ön planda tuttuğunu ve bu uygulamanın mağdurların kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayacağını savunuyor.
Suç ve ceza politikaları üzerine çalışan uzmanlar ise benzer uygulamaların ABD'nin bazı eyaletlerinde ve Avustralya'da başarıyla kullanıldığını, ancak İngiltere'de ilk kez bu kadar kapsamlı bir şekilde uygulanacağını belirtiyor. Bu tür kısıtlamaların caydırıcılık açısından olumlu etkileri olduğu, ancak suçluların yaşam koşullarını ağırlaştırabileceği de ifade ediliyor. Ayrıca, bazı hukukçular bu uygulamanın kişi hak ve özgürlüklerini kısmen kısıtladığına dikkat çekiyor; ancak mahkemeler genellikle toplum güvenliğini bireysel özgürlüklerin önünde tutuyor.
İngiltere'de son yıllarda artan şiddet olayları ve toplumsal güvenlik endişeleri, hükümeti daha katı önlemler almaya itiyor. Özellikle cinsel suç vakalarının raporlanmasındaki artış, bu tür uygulamaların toplum tarafından geniş bir kabul görmesini sağlıyor. Yine de, hükümet yetkilileri uygulamanın 'son çare' olduğunu ve her suçlunun durumunun bireysel olarak değerlendirileceğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki bu uygulama, Türkiye'deki ceza adalet sistemi için de önemli bir örnek teşkil edebilir. Türkiye'de de şiddet ve cinsel suçlara yönelik toplumsal duyarlılık yüksek; ancak bu tür coğrafi kısıtlama ve elektronik izleme teknikleri yaygın olarak kullanılmıyor. Teknoloji altyapısı mevcut olmakla birlikte, yasal düzenleme ve uygulama eksikliği bulunuyor. Türkiye'nin, özellikle kadına yönelik şiddetin önlenmesinde, İngiltere'nin deneyimlerinden yararlanması ve ceza infaz sistemini bu yönde geliştirmesi mümkün. Ayrıca, bu tür uygulamaların uluslararası hukuk standartlarına uygunluğu da tartışma konusu; Türkiye'nin mevcut insan hakları yükümlülükleriyle uyumlu bir model geliştirmesi önemli.