İngiltere'de her yıl yaklaşık 20 bin hamile kadının doğum hizmetlerine aile içi şiddet bildiriminde bulunduğu tahmin ediliyor. Yapılan analizler, bu rakamların gerçek durumu yansıtmadığını ve çok daha fazla kadının sessiz kaldığını ortaya koyuyor. Ebe ve sağlık çalışanları, artan vakalarla başa çıkmakta güçlük çekiyor. Uzmanlar, bu verilerin ebe ve hemşirelerin günlük işlerinde zaten farkında olduğu bir gerçeği gözler önüne serdiğini belirtiyor.
Artan Vakalar ve Yetersiz Kaynaklar
İngiltere'de hamilelik döneminde aile içi şiddet, hem anne hem de bebek sağlığı için ciddi risk oluşturuyor. Doğum öncesi bakım sırasında kadınların rutin olarak şiddet taramasından geçirilmesi gerekiyor, ancak artan iş yükü ve personel eksikliği nedeniyle bu taramalar çoğu zaman yapılamıyor. Ebe ve hemşireler, bir yandan doğum hizmeti sunarken diğer yandan şiddet mağduru kadınlara destek sağlamakta zorlanıyor. Birçok sağlık çalışanı, bu konuda daha fazla eğitime ve kaynağa ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor.
Analiz, aile içi şiddetin hamilelik döneminde sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve ekonomik boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini gösteriyor. Kadınların çoğu, şiddet gördüklerini bildirmekten korkuyor veya utanç duyuyor. Bu nedenle, sağlık çalışanlarının güvenli bir ortam yaratması ve kadınları desteklemesi kritik önem taşıyor. Ancak mevcut sistem, bu ihtiyaca cevap vermekte yetersiz kalıyor.
İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS) verilerine göre, aile içi şiddet vakaları son yıllarda artış gösterdi. Pandemi döneminde sokağa çıkma kısıtlamaları nedeniyle şiddet vakalarında ciddi bir artış yaşandı. Hamile kadınlar, hem fiziksel hem de duygusal olarak daha savunmasız hale geldi. Uzmanlar, bu dönemde yaşanan artışın etkilerinin hala devam ettiğini belirtiyor.
Avrupa ve Küresel Boyut
Aile içi şiddet sadece İngiltere'nin değil, tüm Avrupa'nın ve dünyanın ortak sorunu. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, dünya genelinde her üç kadından biri yaşamının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Hamilelik döneminde şiddet, anne ölümlerinin ve düşüklerin önemli nedenlerinden biri. Avrupa Birliği ülkelerinde de benzer sorunlar yaşanıyor; ancak her ülkenin sağlık sistemi ve yasal düzenlemeleri farklılık gösteriyor.
İngiltere'deki bu tablo, sağlık sistemlerinin kadına yönelik şiddetle mücadelede ne kadar önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Ebe ve hemşireler, kadınların sağlık kuruluşlarına güven duyması durumunda şiddeti bildirebileceğini vurguluyor. Ancak personel eksikliği ve artan iş yükü, bu güven ortamının oluşmasını engelliyor. Sağlık çalışanları, daha fazla personel alımı ve eğitim programları ile bu sorunun üstesinden gelinebileceğini söylüyor.
Küresel ölçekte, aile içi şiddetle mücadelede çok sektörlü bir yaklaşım benimsenmesi gerekiyor. Sağlık, sosyal hizmetler, kolluk kuvvetleri ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışması şart. İngiltere'deki bu analiz, diğer ülkeler için de uyarıcı nitelikte. Hamile kadınların korunması ve desteklenmesi, toplum sağlığı açısından hayati önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de kadına yönelik şiddet önemli bir sorun. Hamilelik döneminde şiddet, anne ve bebek sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre, gebelikte şiddet vakaları azımsanmayacak düzeyde. İngiltere'deki bu gelişme, Türkiye'nin sağlık sistemi ve sosyal politikaları için de ders niteliğinde. Ebe ve hemşirelerin iş yükünün azaltılması, şiddet taramalarının rutin hale getirilmesi ve kadınların güvenli bir şekilde bildirimde bulunabileceği mekanizmaların güçlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca, aile içi şiddetle mücadelede yasal düzenlemelerin etkin uygulanması ve toplumsal farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor. Türkiye, İngiltere'nin deneyiminden yararlanarak kendi sağlık politikalarını gözden geçirebilir.