Birleşik Krallık'ta yayınlanan ve göçmen karşıtı içeriğiyle dikkat çeken “Citizen Vigilante” (Vatandaş Devriyesi) adlı film, ülkenin medya düzenleyici kurumu Ofcom’a resmen şikayet edildi. Middle East Eye’ın haberine göre, 2024 yılında vizyona giren film, özellikle mültecileri ve sığınmacıları hedef alan kurgusu nedeniyle insan hakları örgütlerinin tepkisini çekti. Şikayet, filmdeki nefret söylemi ve ayrımcılık içeren ifadelerin, Birleşik Krallık’ın yayıncılık kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle yapıldı. Başvuruyu yapan sivil toplum kuruluşları, filmin toplumda göçmen karşıtlığını körükleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Filmin içeriği ve tartışmalı yönleri
“Citizen Vigilante”, İngiltere’de yasadışı yollardan bulunan göçmenlerin ‘tehlikeli’ olduğu imajını pekiştiren bir senaryoya sahip. Filmde, bir grup İngiliz vatandaşının kendi adaletlerini uygulayarak mültecilere karşı şiddet eylemleri düzenlemesi anlatılıyor. Yapımcılar, filmin kurgusal olduğunu ve herhangi bir etnik grubu hedef almadığını savunsa da, eleştirmenler filmin göçmen karşıtı söylemleri normalleştirdiğini belirtiyor. Özellikle son yıllarda İngiltere’de artan ırkçı saldırılar ve mülteci kamplarına yönelik protestolar göz önüne alındığında, filmin yayınlanması hassas bir zamanlamaya denk geldi. Ofcom’a yapılan şikayette, filmin “nefret söylemi” ve “ırksal ayrımcılık” içerdiği, bu nedenle İletişim Yasası’nın 3. Bölümü’ne aykırı olduğu iddia ediliyor.
Küresel bağlamda göçmen karşıtlığı ve medya
Bu film, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtlığının medyadaki yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor. Özellikle aşırı sağ partilerin güç kazandığı ülkelerde, benzer içeriklerin dolaşıma sokulması toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor. Birleşik Krallık’ta 2023 yılında kabul edilen Yasadışı Göç Yasası, sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planı gibi tartışmalı politikaları hayata geçirirken, bu tür filmlerin hükümetin göçmen karşıtı söylemini meşrulaştırdığı eleştirileri yapılıyor. Ofcom’un şikayetle ilgili nasıl bir karar vereceği merakla beklenirken, insan hakları grupları, düzenleyici kurumun nefret söylemine karşı daha sıkı tedbirler alması gerektiğini vurguluyor. Bu durum, ifade özgürlüğü ile nefret söylemi arasındaki sınırın ne kadar ince olduğunu bir kez daha gündeme getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin göç ve mülteci politikaları açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, Avrupa’da yükselen göçmen karşıtlığının medya üzerinden nasıl beslendiğini göstermesi bakımından önemli. Türkiye, halihazırda dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yaparken, benzer söylemlerin Türk medyasında da yer bulması toplumsal uyumu zedeleyebilir. Bu tür içerikler, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile göç anlaşmaları ve geri kabul protokolleri çerçevesinde hassas bir denge kurmasını gerektiriyor. Küresel ölçekte ise, medya düzenlemelerinin nefret söylemiyle mücadeledeki rolü, Türkiye dahil tüm ülkeler için önemli bir örnek teşkil ediyor.