İngiltere'nin bağımsız mali denetim kurumu Bütçe Sorumluluğu Ofisi (OBR), yıllık raporunda kamu maliyesinin 'sürdürülemez' bir noktaya ulaştığı uyarısında bulundu. Eski Başbakan Liz Truss döneminde yaşanan ekonomik çalkantıların ardından mali disiplini yeniden tesis etmeye çalışan İngiltere'de OBR, acil harcama kesintileri olmadığı takdirde ülkenin borç yükünün önümüzdeki 50 yıl içinde üç katına çıkabileceğini belirtti. OBR Başkanı Richard Hughes, raporun sunumunda 'Şu anki gidişat sürdürülemez. Nüfus yaşlanması ve iklim değişikliği gibi yapısal faktörler kamu harcamalarını kalıcı olarak artıracak. Bunun için bugünden harekete geçilmezse, gelecek nesiller ağır bir faturayla karşı karşıya kalacak' ifadelerini kullandı.
OBR Raporunda Çarpıcı Veriler
OBR'nin yayımladığı 'Mali Sürdürülebilirlik Raporu'na göre, mevcut politikalar devam ettiği takdirde İngiltere'nin kamu borcu 1970'lerden bu yana en hızlı artışını kaydedecek. Raporda, yaşlanan nüfus nedeniyle emeklilik ve sağlık harcamalarının milli gelire oranının 2060'lı yıllarda yüzde 8'den yüzde 12'ye çıkması bekleniyor. Ayrıca iklim değişikliğiyle mücadele için gerekli yatırımların da bütçe üzerindeki baskıyı artıracağı vurgulandı. OBR, hükümetin şu anda planladığı vergi artışlarının ve harcama kesintilerinin yetersiz olduğunu, en az 30 milyar sterlinlik (yaklaşık 1.2 trilyon TL) ek bir mali düzenleme gerektiğini hesaplıyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise, İngiltere'nin faiz ödemelerinin gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranının gelişmiş ülkeler arasında en yüksek seviyelerden biri olduğu. 2023 yılında faiz ödemelerinin 110 milyar sterline ulaşması, hükümetin eğitim ve savunma gibi alanlara ayırdığı kaynakları kısıtlamasına neden oldu. Maliye Bakanı Jeremy Hunt, raporu 'uyarıcı bir hatırlatma' olarak nitelendirerek, enflasyonu düşürme ve borcu azaltma konusundaki kararlılığını yineledi. Ancak muhalefet partileri, iktidarın 14 yıllık yönetiminde kamu hizmetlerinin yıpratıldığını ve şimdi de 'kemer sıkma' politikalarının yeniden dayatıldığını eleştirdi.
Küresel Bağlamda Benzer Riskler
İngiltere'nin karşı karşıya olduğu mali zorluklar, gelişmiş ülkelerin çoğunun ortak sorunu haline geldi. Pandemi sonrası artan kamu harcamaları ve yüksek enflasyon, birçok ülkede borç/GSYH oranlarını tehlikeli seviyelere taşıdı. ABD'de federal borç 34 trilyon doları aşarken, Japonya'da kamu borcu GSYH'nin yüzde 260'ına ulaştı. Avrupa'da ise Almanya'nın anayasal borç freni yeniden tartışılmaya başlandı. Uluslararası Para Fonu (IMF), Ekim ayındaki Küresel Mali İzleme Raporu'nda ülkeleri mali tamponlarını güçlendirmeye çağırmış, 'faiz oranlarının yüksek kalmaya devam ettiği bir dönemde borç sürdürülebilirliğinin kritik önem taşıdığı' uyarısında bulunmuştu.
İngiltere özelinde ise Brexit sonrası ticaret engelleri ve iş gücü kıtlığı, ekonomik büyümeyi olumsuz etkilerken, kamu gelirlerinin de beklenenin altında kalmasına yol açtı. OBR, potansiyel büyüme oranının yüzde 1.5-1.7 aralığına gerilediğini, bunun da vergi tabanını daralttığını belirtiyor. Öte yandan uzmanlar, yapay zeka ve yeşil dönüşüm gibi alanlara yapılacak yatırımların büyümeyi canlandırabileceğini, ancak bunun için kısa vadede mali fedakarlık gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin kamu maliyesindeki bu kırılganlık, küresel piyasalarda dalgalanmaya yol açabilir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerdeki faiz artışlarından ve risk iştahındaki daralmadan doğrudan etkileniyor. İngiltere'nin borç sürdürülebilirliğine ilişkin endişeler, sterlin üzerinde baskı yaratabilir ve bu da Türkiye'nin ihracat rekabet gücünü kısmen olumlu etkileyebilir. Ancak daha önemlisi, OBR'nin bu uyarısı Türkiye'ye de benzer yapısal reformların gerekliliğini hatırlatıyor. Türkiye'de de kamu harcamalarının kontrolü ve vergi tabanının genişletilmesi gibi konular gündemde. İngiltere deneyimi, mali disiplinin siyasi popülarite uğruna feda edilmesinin uzun vadede daha ağır maliyetler doğurduğunu gösteriyor. Ayrıca Türkiye'nin enerji dönüşümü ve deprem sonrası yeniden imar gibi büyük harcama kalemleriyle karşı karşıya olduğu bu dönemde, sürdürülebilir mali politikaların önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.