İngiltere, bu hafta yasa dışı İsrail yerleşimlerinden yapılan tüm ithalatı yasaklama kararı alarak Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerine karşı önemli bir adım attı. Karar, uluslararası hukuk açısından güçlü bir ahlaki mesaj taşıyor; ancak asıl sınav şimdi başlıyor: Dünyanın en büyük tek pazarı ve İsrail'in en büyük ticaret ortağı olan Avrupa Birliği (AB) aynı yolu izleyecek mi?
Yasağın Arka Planı ve Kapsamı
İngiltere hükümeti tarafından açıklanan karar, 1967'den bu yana işgal altındaki Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ndeki yasa dışı yerleşimlerde üretilen malların Britanya'ya ithalatını yasaklıyor. Karar, yerleşim ürünlerinin etiketlenmesine yönelik mevcut AB düzenlemelerinden farklı olarak, doğrudan bir yasak getiriyor. İngiltere, Brexit sonrası bağımsız ticaret politikası çerçevesinde bu adımı atarken, İsrail yönetimi kararı "ayrımcı" ve "orantısız" olarak nitelendirdi. İsrail Dışişleri Bakanlığı, kararın ikili ilişkileri olumsuz etkileyeceği uyarısında bulundu.
İngiltere'nin hamlesi, Avrupa'da benzer adımlar için baskıyı artırabilir. AB, İsrail'in en büyük ticaret ortağı konumunda ve yıllık ticaret hacmi on milyarlarca doları buluyor. Ancak AB içinde üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları var. İrlanda, İspanya ve Belçika gibi ülkeler yerleşim ürünlerine yasak getirilmesini desteklerken, Almanya ve Macaristan gibi ülkeler İsrail ile ticari ilişkilerin sürdürülmesinden yana. AB'nin ortak ticaret politikası nedeniyle tek taraflı bir yasak uygulaması zor; ancak Birlik, 2015'ten beri yerleşim ürünlerinin menşe etiketi taşımasını zorunlu kılıyor ve bu ürünlere bazı vergi avantajları sağlamıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere'nin kararı, uluslararası toplumun yerleşim faaliyetlerine yönelik tutumunda bir dönüm noktası olabilir. ABD yönetimi, İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirse de, yerleşim ürünlerine yasak getirmemişti. Avrupa Birliği'nin olası bir yasağı, İsrail ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilir. İsrail'in AB'ye ihracatı, toplam ihracatının yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Yerleşim ürünlerinin bu ticaret içindeki payı küçük olsa da, sembolik ve hukuki etkisi büyük.
Öte yandan, İsrail yönetimi, yerleşim ürünlerine yasak getiren ülkelere karşı misilleme tehdidinde bulunuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, "İngiltere'nin kararı kabul edilemez ve karşılıksız kalmayacak" açıklamasını yaptı. İsrail'in, yasağı uygulayan ülkelere yönelik ticari kısıtlamalar getirebileceği veya diplomatik ilişkileri gözden geçirebileceği belirtiliyor.
AB'nin tutumu ise belirsizliğini koruyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "AB, uluslararası hukuka saygılıdır ve yerleşim faaliyetlerini reddeder. Ancak üye ülkeler arasında ortak bir yasak konusunda fikir birliği henüz oluşmamıştır" dedi. AB'nin, İngiltere'nin adımını yakından izlediği ve önümüzdeki aylarda benzer bir düzenlemeyi tartışmaya açabileceği ifade ediliyor.
Uzmanlar, AB'nin olası bir yasağının, İsrail-Filistin çatışmasında uluslararası baskıyı artıracağını ve iki devletli çözüm çağrılarını güçlendireceğini belirtiyor. Ancak AB'nin ekonomik çıkarları ve iç siyasi dengeleri, böyle bir adımı zorlaştırabilir. İngiltere'nin kararı, Avrupa'da kamuoyu baskısını artırarak, hükümetleri harekete geçmeye zorlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı olarak tanımlamakta ve Filistin davasını desteklemektedir. İngiltere'nin ithalat yasağı, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirebilir ve AB'nin de benzer bir adım atması durumunda, İsrail üzerindeki uluslararası baskı artacaktır. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği ilişkisi çerçevesinde, AB'nin olası bir yasağını yakından takip etmeli; kendi ticaret politikasını Filistin lehine uyumlandırma fırsatı doğabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddiası ve İslam İşbirliği Teşkilatı içindeki rolü, bu tür adımlarla daha da pekişebilir. Ekonomik açıdan, İsrail ile ticaret hacmi sınırlı olsa da, siyasi mesaj açısından önemlidir.