İngiltere’de Savunma Bakanlığı ile Hazine arasında alevlenen bütçe krizi, Başbakan Keir Starmer yönetimini zor bir tercihle karşı karşıya bıraktı. Hükümetin askeri harcamaları artırma sözü vermesine karşın, mevcut fonların yetersizliği hem ordu içinde hem de siyasi kulislerde sert tartışmalara yol açıyor. Guardian gazetesinin bugünkü haberine göre, bu anlaşmazlık yalnızca mali bir sorun değil; aynı zamanda İngiltere’nin küresel arenadaki konumu, NATO taahhütleri ve modern savaşın gereklilikleri konusunda derin bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.
Savunma bütçesinde gerilim
İngiltere’de yıllardır süren kemer sıkma politikalarının ardından, Starmer hükümeti savunma harcamalarını GSYH’nin %2,5’ine çıkarma vaadiyle iktidara geldi. Ancak mevcut bütçe dengesi ve artan enflasyon karşısında bu hedefe ulaşmanın zorluğu giderek daha belirgin hale geliyor. Savunma Bakanı John Healey, ordunun modernizasyonu ve personel eksikliklerinin giderilmesi için acilen ek kaynak talep ederken, Hazine, kamu maliyesindeki kısıtlamaları gerekçe göstererek temkinli davranıyor.
Krizin temelinde, İngiltere’nin Ukrayna’ya verdiği askeri destek, Kızıldeniz’deki Husi tehdidine karşı operasyonlar ve Çin’in yükselişine karşı Hint-Pasifik’teki angajmanları gibi çok sayıda cephede artan sorumlulukları yatıyor. Üstelik Brexit sonrası askeri işbirliğinin zayıfladığı bir dönemde, İngiltere’nin kendi başına caydırıcılık kapasitesini koruması gerekiyor. Ancak bazı uzmanlar, mevcut harcama düzeyinin bu beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu belirtiyor.
Savaşın değişen yüzü ve bütçe krizi
Tartışmalar yalnızca rakamlarla sınırlı değil. Askeri strateji uzmanları, modern savaşın siber tehditler, yapay zeka destekli sistemler ve uzay tabanlı operasyonlar gibi yeni boyutlar kazandığına dikkat çekiyor. İngiltere’nin geleneksel tank ve savaş uçağı envanterini mi koruyacağı, yoksa bu yeni alanlara mı yatırım yapacağı sorusu, Starmer hükümeti için önemli bir politika ikilemi oluşturuyor.
Geçtiğimiz hafta yayınlanan bir parlamento raporu, ordunun mevcut durumunun “ciddi şekilde zayıflamış” olduğunu ve 10 yıl içinde yetersiz finanse edilmesi halinde caydırıcılık kapasitesini tamamen kaybedebileceğini ortaya koydu. Öte yandan Hazine, kamu hizmetlerine yapılan kesintilerin ardından savunmaya daha fazla kaynak aktarmanın siyasi maliyetinin yüksek olacağını düşünüyor.
Starmer ise şu ana kadar net bir pozisyon belirlemekten kaçındı. İç siyasette işçi sınıfı seçmenini memnun etme çabası ile uluslararası alanda güçlü bir müttefik imajı arasında sıkışan başbakanın, önümüzdeki bütçe sunumunda nasıl bir denklem kuracağı merakla bekleniyor.
NATO ve ABD ile ilişkiler sınanıyor
Bu bütçe tartışmaları yalnızca iç politika ile sınırlı değil. İngiltere’nin NATO içinde savunma harcamalarını GSYH’nin %2’sinin üzerinde tutan birkaç üyeden biri olması, ittifak içinde ayrıcalıklı bir konum sağlıyor. Ancak %2,5 hedefinin tehlikeye girmesi, özellikle ABD’nin Avrupa güvenliğine yönelik eleştirilerinin arttığı bir dönemde, İngiltere’nin güvenilirliğini zedeleyebilir.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in geçtiğimiz ay Londra’yı ziyaretinde, İngiltere’nin askeri katkılarının artırılması gerektiğini ima etmesi, iki ülke arasında da bir gerginliğe işaret ediyor. Öte yandan Fransa ile Almanya, savunma harcamalarını artırma konusunda daha kararlı adımlar atarken, İngiltere’nin bu yarışta geri kalması Avrupa güvenlik mimarisindeki etkisini azaltabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere’nin savunma bütçesindeki bu kriz, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Bir yandan İngiltere’nin NATO içindeki kapasite kaybı, Türkiye’nin ittifak içindeki stratejik ağırlığını artırabilir. Özellikle Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Orta Doğu’da güvenlik boşlukları doğması halinde Türkiye’nin caydırıcı rolü daha kritik hale gelebilir. Diğer yandan, İngiltere’nin savunma sanayiinde yaşanacak daralma, Türkiye ile ortak projeleri (örneğin Eurofighter Typhoon modernizasyonu veya yeni nesil muharip uçak programları) olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Britanya’nın Ukrayna’ya desteğinin azalması, Karadeniz güvenlik dengesi üzerinde doğrudan sonuçlar doğurabilir. Türk diplomasisi, bu yeniden yapılanma sürecinde hem NATO içinde etkinliğini artırmak hem de ikili savunma işbirliğini korumak için dengeli bir strateji izlemek durumunda.