İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın yeni verileri, hükümetin radikalleşmeyi önleme programı olan 'Prevent'e sevk edilen kişilerin neredeyse beşte birinin otizm spektrum bozukluğuna sahip olduğunu ortaya koydu. Bu oran, programın kimleri hedef aldığı ve otizmli bireylerin güvenlik politikaları tarafından nasıl ele alındığı konusundaki tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Rakamlar, 2023-2024 döneminde yapılan sevklerin yüzde 19'unun otizmli bireylerden oluştuğunu gösteriyor; bu, önceki yıllara kıyasla belirgin bir artış anlamına geliyor.
Prevent Programı ve Eleştiriler
Prevent, 2003 yılında İngiltere'nin terörle mücadele stratejisinin bir parçası olarak kuruldu ve temel amacı, bireylerin terör örgütlerine katılmasını veya terör eylemlerini desteklemesini engellemek. Program, okullar, üniversiteler, sağlık kuruluşları ve yerel yönetimler aracılığıyla işliyor; endişe verici davranışlar sergileyen kişiler, bu kurumlar tarafından programa sevk ediliyor. Ancak program, özellikle Müslüman topluluklara yönelik orantısız ilgisi nedeniyle uzun süredir eleştiriliyor. Son veriler, otizmli bireylerin de orantısız bir şekilde temsil edildiğini göstererek bu eleştirilere yeni bir boyut ekliyor.
Otizmli bireylerin radikalleşmeye karşı daha savunmasız olup olmadığı sorusu, uzmanlar arasında tartışılıyor. Bazı araştırmalar, otizmli bireylerin sosyal izolasyon, toplumsal ipuçlarını okumada güçlük ve belirli konulara yoğun ilgi gibi özelliklerinin, onları radikal ağların hedefi haline getirebileceğini öne sürüyor. Ancak uzmanlar, bu bağlantının doğrudan nedensellik değil, bir risk faktörü olduğunu vurguluyor; otizmli bireylerin büyük çoğunluğu herhangi bir terör eylemiyle ilişkilendirilmiyor. öte yandan, otizmli bireylerin güvenlik güçleri tarafından yanlış anlaşılması ve gereksiz yere sevk edilmesi endişesi de dile getiriliyor.
Veriler ve Tepkiler
İçişleri Bakanlığı'nın yayımladığı verilere göre, 2023-2024 döneminde Prevent programına toplam 5.172 sevk yapıldı; bu sevklerin 985'i otizmli bireylerdi. Bu sayı, bir önceki yılın 679 otizmli sevkine göre önemli bir artış gösteriyor. Ayrıca, otizmli sevk edilenlerin büyük çoğunluğunu erkekler oluşturuyor; kadınların oranı ise yalnızca yüzde 12. Yaş gruplarına göre ise en büyük dilimi 15-24 yaş arası gençler oluşturuyor.
Otizm hakları savunucuları, bu verilerin endişe verici olduğunu ve programın otizmli bireyleri damgaladığını savunuyor. Ulusal Otistik Topluluklar Derneği'nden (Autistica) yapılan açıklamada, "Otizmli bireylerin terörle ilişkilendirilmesi kabul edilemez; bu, toplumda yanlış algılara yol açıyor ve otizmli bireyleri hedef gösteriyor" denildi. Açıklamada, Prevent programının otizmli bireylerle çalışan uzmanlardan görüş alarak rehberlik geliştirmesi gerektiği vurgulandı.
Eski İçişleri Bakanı Suella Braverman ise verilere ilişkin yaptığı açıklamada, "Otizmli bireylerin radikalleşme karşısında savunmasız olduğunu biliyoruz; bu nedenle önleme çalışmalarının bu gerçeği dikkate alması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Braverman, programın otizmli bireylere yönelik özel eğitimli personel ile çalışması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Öte yandan, bazı akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları, verilerin yanıltıcı olabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, otizmli bireylerin internet başında daha fazla vakit geçirme ve çevrimiçi platformlarda daha aktif olma eğiliminde olabileceğini, bu nedenle dijital ortamda şüpheli davranışlarının daha kolay fark edilebildiğini belirtiyor. Bu durumun, otizmli bireylerin sevk oranlarını artırdığı düşünülüyor.
Bölgesel ve Küresel Bağlam
İngiltere'deki bu gelişme, otizmli bireylerin güvenlik politikaları açısından ele alınması konusunda küresel bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Birleşik Krallık'ta otizmli bireylerin oranı yaklaşık yüzde 1-2 iken, Prevent sevklerinde bu oranın yüzde 19 olması, ciddi bir orantısızlık olarak değerlendiriliyor. Benzer sorunlar, Avrupa genelinde radikalleşme önleme programlarında da yaşanıyor; Fransa ve Almanya gibi ülkelerde de engelli bireylerin bu tür programlara sevk edildiğine dair raporlar bulunuyor.
Uzmanlar, güvenlik politikalarının, otizm gibi nöroçeşitlilik özelliklerini dikkate alarak, bu bireyleri damgalamadan hizmet verebilmesi için daha kapsayıcı yaklaşımlar benimsemesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, otizmli bireylere yönelik destek hizmetlerinin artırılmasının, radikalleşmenin önlenmesinde daha etkili olabileceği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki bu gelişme, Türkiye'nin radikalleşmeyle mücadele ve toplumsal güvenlik politikaları açısından önemli bir referans noktası oluşturuyor. Türkiye, özellikle terör örgütleriyle mücadele kapsamında, toplumun kırılgan kesimlerini korumak için benzer önleme programları geliştiriyor. Otizmli bireylerin bu tür programlarda orantısız temsili, Türkiye'nin özellikle sosyal hizmetler ve güvenlik birimleri arasındaki iş birliğini gözden geçirmesi gerektiğine işaret ediyor. Ayrıca, bu durum engelli bireylere yönelik ayrımcılık ve damgalamanın önlenmesi konusunda Türkiye'ye ders niteliği taşıyor. Metro raporlarına göre, Türkiye'de otizmli bireylerin istihdam ve eğitim alanındaki sorunları, İngiltere'dekine benzer bir kırılganlık yaratıyor; bu nedenle Türkiye'nin radikalleşmeyle mücadele stratejilerinde nöroçeşitlilik faktörünü dikkate alması, daha kapsayıcı ve etkili politikalar geliştirmesine katkı sağlayabilir.