Birleşik Krallık'ın nükleer silah test programına katılan askeri personelin tıbbi kayıtlarının "düzensiz, eksik ve ihmalkar" bir şekilde tutulduğu ortaya çıktı. Bağımsız bir inceleme raporuna göre, 1950'ler ve 1960'larda Pasifik Okyanusu'nda gerçekleştirilen nükleer denemelerde görev alan binlerce gazinin sağlık durumuna ilişkin belgeler ya kaybolmuş durumda ya da özensiz bir şekilde arşivlenmiş. Gaziler ve aileleri, on yıllardır radyasyon maruziyetinin yol açtığı kanser ve diğer hastalıklar nedeniyle tazminat ve resmi açıklama mücadelesi veriyor.
Arka plan: Nükleer testler ve gazilerin mücadelesi
Birleşik Krallık, 1952-1991 yılları arasında Avustralya, Kiribati (Christmas Adası) ve ABD'nin Nevada test sahasında çok sayıda nükleer patlama gerçekleştirdi. Bu testlerde görev alan yaklaşık 22.000 askeri personel, patlamalardan sonra kraterleri incelemek, radyasyon seviyelerini ölçmek ve ekipmanları toplamak gibi yüksek riskli işlerde çalıştı. Rapor, bu gazilerin tıbbi kayıtlarının çoğunun eksik olduğunu, bazı durumlarda hiç tutulmadığını veya yanlış etiketlendiğini ortaya koydu. İngiltere Savunma Bakanlığı, kayıtların tutulmasında "sistematik bir başarısızlık" olduğunu kabul etti.
Gazilerin kampanyası, nükleer testlerin sağlık üzerindeki etkilerinin tam olarak açıklanmasını ve mağdurlara adil tazminat ödenmesini hedefliyor. Birçok gazi, testlerden yıllar sonra lösemi, kemik kanseri, lenfoma ve diğer radyasyon kaynaklı hastalıklara yakalandı. Ancak hükümet, maruziyet ile hastalık arasında doğrudan bir bağlantı kurmayı genellikle reddediyor. Raporda, tıbbi kayıtların düzgün tutulmamış olmasının, gazilerin tazminat başvurularında delil sunmasını neredeyse imkansız hale getirdiği vurgulanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Nükleer programların mirası
Bu skandal, yalnızca Birleşik Krallık'ı değil, nükleer test yapan tüm ülkeleri bağlayan bir soruna işaret ediyor. ABD, Fransa ve Sovyetler Birliği de benzer testler gerçekleştirmiş ve bu testlerde görev alan personelin sağlık kayıtlarıyla ilgili benzer ihmaller yaşanmıştı. Nükleer silahların geliştirilme döneminde, radyasyonun uzun vadeli etkileri tam olarak bilinmiyordu ve askeri personel genellikle yeterli koruyucu ekipman olmadan çalışmaya zorlandı. Bugün, bu gazilerin birçoğu hala adalet arayışında ve hükümetlerin geçmişteki ihmallerini kabul etmesi için baskı yapıyor.
Raporun yayınlanması, uluslararası kamuoyunda nükleer silahların insani maliyetine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, nükleer test mağdurlarının tazmin edilmesi ve sağlık kayıtlarının şeffaf bir şekilde yönetilmesi çağrısında bulunuyor. Bu dava, nükleer silah kullanımının sadece savaş anında değil, test aşamasında bile onarılamaz zararlara yol açtığının bir hatırlatıcısı olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye nükleer silah sahibi olmasa da, bu haber Türkiye'yi çevreleyen nükleer programlar bağlamında önem taşıyor. Nükleer silahların insan sağlığı ve çevre üzerindeki uzun vadeli etkilerine dair ortaya çıkan bu rapor, Türkiye'nin nükleer güvenlik ve silahların yayılmasının önlenmesi konusundaki hassasiyetini güçlendirebilir. Ayrıca, İngiltere'nin geçmişteki ihmalleri, Türkiye'deki kamuoyunda devlet kurumlarının şeffaflığı ve arşiv yönetimi konularında soru işaretlerine yol açabilir. Türkiye'nin nükleer enerji programı kapsamında, insan sağlığını merkeze alan benzer hataların tekrarlanmaması için uluslararası standartlara uygun kayıt tutma mekanizmaları geliştirmesi gerektiği mesajı çıkarılabilir.