Londra — Ekonomistler, İngiltere Şansölyesi John Healey'e çağrıda bulunarak İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) tahvil satış programını yavaşlatması veya tamamen durdurması için harekete geçmesini istedi. Söz konusu program, Hazine'ye şimdiden milyarlarca sterline mal oldu ve ülkenin borçlanma maliyetlerini artırıyor. Uzmanlar, niceliksel sıkılaştırma olarak bilinen bu sürecin, kamu maliyesi üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu belirtiyor.
Niceliksel Sıkılaştırma Nedir, Neden Tartışılıyor?
İngiltere Merkez Bankası, 2009-2021 yılları arasında uyguladığı niceliksel genişleme (QE) programı kapsamında yaklaşık 895 milyar sterlin değerinde devlet tahvili ve şirket bonosu satın aldı. Pandemi döneminde ekonomiyi desteklemek için bilançosunu daha da büyüten Banka, enflasyonun yükselmesiyle birlikte bu varlıkları azaltmaya başladı. 2022'den itibaren agresif bir şekilde tahvil satışına giden BoE, piyasaya arz edilen tahvillerin fiyatlarını düşürerek getirileri yükseltti. Bu durum, Hazine'nin borçlanma maliyetlerini doğrudan artırdı.
Ekonomistlere göre, Banka'nın tahvil satışlarından kaynaklanan zarar, Hazine tarafından karşılanıyor. Hükümet, QE döneminde elde edilen kârları Hazine'ye aktarırken, şimdi zararları sübvanse etmek zorunda kalıyor. Bu zarar, 2023 mali yılında 50 milyar sterlini aşmış durumda. Eleştirmenler, bu durumun vergi mükellefleri için gereksiz bir yük oluşturduğunu ve kemer sıkma politikalarını zorunlu kıldığını savunuyor.
Öte yandan, BoE yetkilileri, tahvil satışlarının enflasyonla mücadelede önemli bir araç olduğunu ve para politikasının bağımsızlığının korunması gerektiğini vurguluyor. Ancak ekonomistler, mevcut yüksek faiz ortamında bu satışların ekonomiyi gereğinden fazla soğutabileceği uyarısında bulunuyor.
Siyasi ve Ekonomik Yansımalar
Şansölye John Healey, göreve geldiğinden bu yana mali disiplini sağlama sözü verdi. Ancak artan borçlanma maliyetleri, kamu hizmetlerinde kesinti yapılması veya vergi artışı gibi seçenekleri gündeme getiriyor. Muhalefet partileri, hükümeti Merkez Bankası üzerinde baskı kurmaya çağırırken, BoE'nin bağımsızlığına müdahale edilmemesi gerektiğini savunanlar da var.
Piyasalar, bu tartışmayı yakından takip ediyor. İngiltere'nin 10 yıllık tahvil faizi son dönemde %4,5 seviyelerine kadar yükseldi. Yatırımcılar, Hazine'nin borç çevirme maliyetinin artması durumunda sterlin üzerinde baskı oluşabileceğini öngörüyor. Ayrıca, tahvil satışlarının yavaşlatılması durumunda enflasyonun yeniden yükselebileceği endişesi de mevcut.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve diğer kuruluşlar, İngiltere'nin mali sürdürülebilirliği konusunda uyarılarda bulunurken, hükümetin borç/GSYH oranı %100'e yaklaşmış durumda. Bu oran, Kovid-19 salgını öncesinde %80 civarındaydı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere Merkez Bankası'nın tahvil satış programı ve bunun yarattığı maliyet tartışması, küresel para politikalarının kamu maliyesi üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor. Türkiye, benzer şekilde yüksek enflasyon ve faiz oranlarıyla mücadele ederken, merkez bankalarının bağımsızlığı ve niceliksel sıkılaştırma stratejileri yakından izleniyor. İngiltere'deki gelişmeler, gelişmekte olan ekonomiler için bir uyarı niteliğinde: Aşırı sıkılaştırma, borçlanma maliyetlerini artırarak kamu finansmanını zorlaştırabilir. Türkiye'nin dış borçlanma ihtiyacı ve CDS primleri, küresel likidite koşullarından doğrudan etkileniyor. İngiltere'nin borç yönetimi deneyimi, Türkiye'nin para ve maliye politikası arasındaki dengeyi nasıl kuracağına dair önemli dersler içeriyor.
Sonuç olarak, İngiltere'deki bu tartışma, merkez bankalarının bilanço küçültme süreçlerinin ne denli karmaşık ve maliyetli olabileceğini gösteriyor. Ekonomistlerin çağrısı, hükümetin para politikasına müdahalesi anlamına gelebilir ve bu da uzun vadede Merkez Bankası'nın kredibilitesini zedeleyebilir. İngiltere'nin alacağı kararlar, diğer ülkeler için de emsal teşkil edecek.