İngiltere hükümeti, Filistin'de sömürge döneminde işlenen savaş suçlarını ayrıntılı biçimde belgeleyen yasal dilekçeye altı aydan fazla süredir yanıt vermedi. Middle East Eye'ın haberine göre, uluslararası hukukçular ve Filistinli mağdur aileleri tarafından hazırlanan dilekçe, İngiltere'nin 1917-1948 arasındaki manda yönetimi sırasında ve öncesinde işlediği iddia edilen suçları kapsıyor. Dilekçe, İngiliz hükümetinden resmi bir özür ve tazminat talebinde bulunuyor.
Dilekçenin Kapsamı ve Hukuki Dayanakları
Dilekçe, İngiltere'nin Filistin mandası döneminde (1920-1948) gerçekleştirdiği ve uluslararası hukuka aykırı olduğu öne sürülen eylemleri sıralıyor. Belgelerde, Filistinli sivillere yönelik toplu cezalandırma, köy yakma, keyfi tutuklamalar ve işkence gibi uygulamaların yanı sıra, İngiliz askerlerinin savaş suçu teşkil eden davranışlarına dair tanık ifadeleri yer alıyor. Dilekçede ayrıca, İngiltere'nin 1917 Balfour Deklarasyonu ile Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasını destekleyerek, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal ettiği savunuluyor.
Hukukçular, dilekçeyi 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve 1907 Lahey Sözleşmesi gibi o dönemde yürürlükte olan uluslararası hukuk metinlerine dayandırıyor. İngiltere'nin bu sözleşmelere taraf olduğu ve ihlallerin bağlayıcı olduğu belirtiliyor. Dilekçede, İngiliz arşivlerinde bulunan ve suçları doğrulayan belgelerin de ekte sunulduğu ifade ediliyor.
Dilekçeyi hazırlayan grup, İngiltere İçişleri Bakanlığı'na ve Dışişleri Bakanlığı'na başvuruda bulundu. Ancak aradan geçen altı aya rağmen ne bir yanıt ne de bir teyit alındığı belirtiliyor. Middle East Eye'a konuşan kaynaklar, İngiliz hükümetinin konuyu "sessizce geçiştirmeye" çalıştığını iddia ediyor.
Uluslararası Hukuk ve Sömürge Mirası
İngiltere'nin sömürge dönemi suçlarına ilişkin yasal talepler, son yıllarda artan bir eğilim gösteriyor. 2013'te Kenya'da Mau Mau isyanı sırasında işkence görenlerin açtığı dava sonucunda İngiltere tazminat ödemeyi kabul etmişti. Benzer şekilde, Kıbrıs ve Irak'taki İngiliz askeri operasyonlarına dair davalar da gündeme gelmişti. Ancak Filistin özelinde, İngiltere'nin tutumu çok daha katı olageldi. İngiliz hükümeti, Filistin mandası dönemindeki eylemlerin "tarihsel bağlamda" değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor ve yasal sorumluluk kabul etmiyor.
Uluslararası hukuk uzmanları, İngiltere'nin bu tutumunun, sömürgecilik sonrası adalet arayışındaki genel bir sorunu yansıttığını belirtiyor. Eski sömürgeci güçler, genellikle zamanaşımı veya egemenlik doktrinleri arkasına saklanarak tazminat taleplerini reddediyor. Oysa Birleşmiş Milletler'in 2005'te kabul ettiği "Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlarda Zamanaşımının Uygulanmaması" ilkesi, bu tür suçlarda zaman aşımının işlemeyeceğini hükme bağlıyor.
Filistinli gruplar, dilekçenin yanıtsız kalmasının, İngiltere'nin Filistin halkına yönelik tarihsel sorumluluğunu görmezden gelme politikasının bir parçası olduğunu savunuyor. İngiltere'nin, İsrail'in 1948'de kurulmasına giden süreçte oynadığı rol ve sonrasında Filistinlilere yönelik ihlallere göz yumması, bu sorumluluğun temelini oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır dış politikasının merkezine yerleştirmiş bir ülke olarak, İngiltere'nin sömürge dönemi suçlarına yönelik bu yasal girişimi yakından takip ediyor. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistin'in haklarını savunmakta ve İsrail'in işgaline karşı tutum almaktadır. İngiltere'nin dilekçeye yanıt vermemesi, Türkiye'nin adalet ve hesap verebilirlik çağrılarını güçlendirebilir. Ayrıca, bu tür girişimler, sömürgecilik sonrası adalet arayışının bir parçası olarak, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddiasını destekleyici nitelikte. İngiltere'nin tutumu, Batı'nın çifte standartlarına dair eleştirileri artırabilir ve Türkiye'nin uluslararası kamuoyundaki konumunu güçlendirebilir.