İngiltere'nin (UK) Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF), ülkenin satın aldığı F-35A Lightning II savaş uçaklarının nükleer rol için tasarlanmadığını resmen duyurdu. Bu açıklama, İngiltere'nin NATO'nun nükleer paylaşım misyonundaki gelecekteki rolüne ilişkin ciddi soru işaretleri doğurdu. The War Zone (TWZ) internet sitesinin haberine göre, RAF sözcüsü yaptığı yazılı açıklamada, “İngiltere Krallığı, F-35A uçaklarını nükleer silah taşıma kapasitesi için satın almamıştır. Mevcut filo, konvansiyonel saldırı ve keşif görevlerine odaklanmıştır” ifadelerini kullandı. Bu gelişme, İngiltere'nin 2010 Stratejik Savunma ve Güvenlik İncelemesi'nde belirtilen ve F-35'lerin hem konvansiyonel hem de nükleer rolleri üstlenmesini öngören planların tersine dönmesi anlamına geliyor.
Gelişmenin Arka Planı: Nükleer Caydırıcılık ve F-35 Programı
İngiltere, Soğuk Savaş'tan bu yana NATO'nun nükleer paylaşım düzenlemelerinin bir parçası olarak ABD'nin Avrupa'da konuşlandırdığı B61 taktik nükleer bombalarını kullanma yetkisine sahipti. Ancak bu görev geleneksel olarak İngiliz Tornado GR4 uçakları tarafından yerine getiriliyordu. Tornadoların 2019'da emekliye ayrılmasının ardından, yerlerini alması planlanan F-35'lerin nükleer yetenekli olup olmayacağı sorusu gündeme geldi. Şimdi RAF'ın net açıklaması, İngiltere'nin bu misyonu nasıl sürdüreceğine dair belirsizliği artırdı.
İngiltere Hükümeti, 2021 Entegre İncelemesi'nde nükleer caydırıcılık kapasitesini koruma taahhüdünü yinelemişti. Ancak mevcut F-35A filoları (şu anda 34 adet) ABD'nin Nükleer Silahlanma Planı kapsamında sertifikalandırılmamış durumda. Analistler, İngiltere'nin ya mevcut F-35'leri nükleer rol için modifiye etmesi (ki bu maliyetli ve zaman alıcı bir süreçtir) ya da ayrı bir nükleer kapasiteli uçak filosu edinmesi gerekeceğini belirtiyor. Bu durum, İngiltere'nin savunma bütçesi üzerinde ek baskı oluşturabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: NATO ve Güvenlik Dinamikleri
NATO'nun nükleer caydırıcılık stratejisinde İngiltere kritik bir ortak konumunda. İngiltere'nin nükleer paylaşım rolünden çekilmesi veya bu kapasiteyi kaybetmesi, ittifakın Rusya'ya karşı caydırıcılık postürünü zayıflatabilir. Özellikle Rusya'nın Ukrayna savaşında nükleer tehditleri sık sık gündeme getirdiği bir dönemde, bu belirsizlik Avrupa güvenlik mimarisi açısından kaygı verici. ABD'nin Avrupa'daki nükleer varlığını modernize etme çabaları (B61-12 bombaları) sürerken, İngiltere'nin pozisyonu ittifak içinde tartışma konusu olabilir.
Öte yandan, İngiltere'nin F-35A'ları nükleer rol için almaması, uçakların daha esnek konvansiyonel operasyonlara odaklanmasını sağlayabilir. Ancak bu, İngiltere'nin bağımsız nükleer caydırıcılık unsuru olan Trident denizaltılarına daha fazla güvenmesi anlamına gelebilir. Deniz tabanlı caydırıcılık, hava kuvvetlerine kıyasla daha maliyetli olmakla birlikte, sürekli devriye sayesinde daha yüksek bir caydırıcılık sağlar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, NATO'nun nükleer paylaşım mekanizmasındaki bir müttefikin pozisyonundaki belirsizliği ortaya koymaktadır. Türkiye, NATO'nun nükleer paylaşım programında Konya'daki İncirlik Hava Üssü'nde ABD'nin B61 bombalarını barındıran bir ülke olarak benzer bir role sahiptir. İngiltere'nin bu kapasiteden vazgeçme sinyali, Türkiye'nin ittifak içindeki nükleer rolünün önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Türkiye, F-35 programından çıkarılmış olmasına rağmen, kendi milli muharip uçağı KAAN ile nükleer rol üstlenme potansiyelini değerlendirebilir. Ayrıca, bu gelişme NATO içinde nükleer paylaşımın geleceği ve yük paylaşımı tartışmalarını derinleştirebilir. Türkiye'nin güvenlik çıkarları açısından, ittifakın caydırıcılık kabiliyetinin zayıflamaması kritik önem taşımaktadır. Ankara'nın bu süreci yakından takip etmesi ve NATO'daki rolünü yeniden konumlandırması gerekebilir.