Birleşik Krallık'ın kamu borcundaki yükseliş eğilimi, uzmanlara göre sürdürülemez bir noktaya ulaştı. Hükümetin vergi ve harcama politikalarında köklü bir düzenleme yapmaması halinde, önümüzdeki yıllarda kamu maliyesinde ciddi sarsıntılar yaşanması kaçınılmaz görünüyor. 1960'lardan bu yana en yüksek seviyeye çıkan borç/GSYH oranı, pandemi sonrası artan enerji maliyetleri ve yaşlanan nüfusun getirdiği sağlık ve emeklilik harcamalarıyla daha da baskı altına girdi.
Mali disiplin alarmı: Artan borç yükü ve faiz ödemeleri
İngiltere Merkez Bankası'nın faiz artırımlarıyla birlikte, kamu borcunun faiz ödemeleri 2023'te 110 milyar sterlini aştı. Bu rakam, eğitim bütçesinin neredeyse tamamına denk geliyor. Ekonomistler, mevcut harcama trendinin devam etmesi halinde borç/GSYH oranının 2030'a kadar %110'u geçeceğini öngörüyor. Maliye Bakanlığı'nın (Hazine) yayımladığı son bütçe belgelerinde, sağlık ve sosyal bakım harcamalarındaki artışın kontrol altına alınamadığı, vergi gelirlerinin ise ekonomik büyümeye paralel olarak artmadığı vurgulanıyor.
Uzmanlar, çözüm için iki temel yol görüyor: ya vergilerin artırılması ya da kamu harcamalarının kısılması. Ancak her iki seçenek de siyasi açıdan oldukça riskli. İşçi Partisi hükümeti, seçim vaatleri arasında emeklileri ve asgari ücretlileri koruma sözü verirken, bir yandan da artan enflasyon karşısında kamuoyunun tepkisini çekmemeye çalışıyor. Muhafazakâr Parti ise daha düşük vergi ve daha az devlet müdahalesi politikasını savunuyor, ancak somut bir alternatif sunamıyor.
Küresel boyut: Faiz artışları ve resesyon riski dalga etkisi yaratıyor
İngiltere'nin borç sorunu, sadece Britanya ekonomisini değil, küresel piyasaları da etkiliyor. Sterlinin değer kaybı, İngiltere'nin ithalat maliyetini artırırken, yurt dışındaki yatırımcıların güvenini sarsıyor. Moody's ve Fitch gibi kredi derecelendirme kuruluşları, İngiltere'nin kredi notunu düşürmeyeceğini ancak negatif izlemeye aldığını duyurdu. Bu durum, gelişmekte olan piyasalardan AB'ye kadar birçok ekonominin İngiltere'ye ihracatını ve finansal bağlantılarını tehdit ediyor.
Avrupa Birliği ülkeleri, Brexit sonrası İngiltere ile ticari ilişkilerini yeniden düzenlerken, artan borç yükünün Britanya'nın uluslararası yatırım çekme kapasitesini zayıflatabileceği endişesi dile getiriliyor. IMF'nin son Dünya Ekonomik Görünüm raporunda, İngiltere'nin 2024 büyüme tahmini %0,5'e indirildi. Resesyon riski, hükümetin elini kolunu bağlarken, bir yandan da borç yönetimini daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin borç krizi, Türkiye ekonomisi için birkaç açıdan önem taşıyor. İlk olarak, sterlinin değer kaybı Türkiye'nin İngiltere'ye yaptığı ihracatı olumsuz etkileyebilir; özellikle tekstil, otomotiv ve beyaz eşya sektörleri daralma riskiyle karşı karşıya. İkinci olarak, İngiltere'deki faiz artışları Türkiye'den sermaye çıkışını hızlandırabilir, TL'nin istikrarını zorlayabilir. Üçüncü olarak, küresel borç krizinin büyümesi, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını artırırken, yatırımcı güvenini azaltabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin İngiltere ve AB ile ticari ve finansal bağlantılarını çeşitlendirmesi, olası şoklara karşı tampon oluşturması stratejik bir zorunluluk olarak öne çıkıyor.