İngiltere ve Galler'deki 12 polis teşkilatı, Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan'ın şehirde engellediği türden sözleşmelere sahip. Bu sözleşmeler, ABD merkezli veri analitiği şirketi Palantir Technologies ile yapılan pilot programları kapsıyor. Ülkedeki polis teşkilatlarının dörtte birinden fazlası, Khan'ın Londra'da durdurduğu aynı tür anlaşmaları imzalamış durumda. Söz konusu programlar, suç önleme ve istihbarat analizi için büyük veri setlerinin işlenmesini içeriyor; ancak mahremiyet ihlali endişeleri ve kamu kaynaklarının özel şirketlere aktarılması eleştirilere yol açıyor.
Palantir Sözleşmelerinin Arka Planı
Palantir Technologies, 2003 yılında kurulan ve özellikle kamu güvenliği, savunma ve istihbarat alanında veri entegrasyonu ve analitiği çözümleri sunan bir yazılım şirketi. Şirketin ürünleri, farklı kaynaklardan gelen büyük veri kümelerini birleştirerek kolluk kuvvetlerine suç kalıplarını tespit etme, riskli bireyleri öngörme ve operasyonel karar alma süreçlerinde destek sağlama iddiasında. İngiltere'de polis teşkilatları, son yıllarda artan suç oranları ve azalan bütçelerle mücadele ederken, veri odaklı çözümlere yöneliyor.
Ancak Palantir'in sözleşmeleri, özellikle 2020'de Londra Büyükşehir Polisi'nin (Met Police) şirketle yaptığı anlaşmanın iptal edilmesiyle gündeme gelmişti. Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan, o dönemde yaptığı açıklamada, "ırkçı önyargıları körükleyebilecek" ve "topluluk güvenini zedeleyebilecek" gerekçelerle sözleşmeyi onaylamamıştı. Khan'ın kararı, diğer bölgelerdeki polis güçleri için bağlayıcı değil; bu nedenle 12 teşkilat, kendi yetkileri dahilinde Palantir ile çalışmaya devam ediyor.
Hangi teşkilatların hangi spesifik sözleşmelere sahip olduğu net olarak açıklanmasa da, edinilen bilgilere göre bu programlar arasında suç haritalama, şüpheli profilleme ve kaynak tahsisi gibi uygulamalar yer alıyor. Palantir, sözleşme detaylarını gizlilik anlaşmaları nedeniyle paylaşmadığını belirtirken, polis teşkilatları da operasyonel güvenlik gerekçesiyle bilgi vermekten kaçınıyor. Bu gizlilik, şeffaflık savunucularının tepkisini çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Palantir'in İngiltere'deki yaygınlığı, şirketin küresel ölçekteki büyümesinin bir yansıması. ABD'de CIA ve FBI gibi kurumlarla çalışan Palantir, Avrupa'da da kamu sektöründe etkinliğini artırıyor. Özellikle pandemi döneminde sağlık verilerinin izlenmesi için yapılan anlaşmalar, şirketin Avrupa'daki görünürlüğünü artırdı. İngiltere'deki polis sözleşmeleri ise, ülkenin Brexit sonrası dönemde AB veri koruma kurallarından (GDPR) bağımsız hareket etme eğiliminin bir parçası olarak yorumlanıyor. Zira AB, Palantir gibi şirketlerin kamu ihalelerinde daha sıkı denetimlere tabi tutulmasını gündeme getirmişti.
Öte yandan, İngiltere'deki yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, bu tür sözleşmelerin kamu kaynaklarının özel tekellere aktarılması anlamına geldiğini savunuyor. Palantir'in kurucusu Peter Thiel'in siyasi duruşu ve şirketin savunma sanayiyle olan bağları, eleştirilerin odağında. Ayrıca, veri güvenliği ve gözetim kapitalizmi tartışmaları, UK'nin uluslararası itibarını da etkileyebilir.
İngiliz hükümeti ise konuya mesafeli. İçişleri Bakanlığı, yerel polis güçlerinin operasyonel kararlarına müdahale etmeyeceğini belirtirken, veri koruma yasalarına uyulması gerektiğini vurguluyor. Ancak muhalefet partileri, özellikle İşçi Partisi ve Liberal Demokratlar, daha fazla şeffaflık ve bağımsız denetim çağrısı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki Palantir sözleşmeleri, Türkiye'nin kendi kamu güvenliği ve veri politikaları açısından dolaylı da olsa önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda yerli ve milli teknoloji hamleleriyle güvenlik bürokrasisinde veri analitiği kapasitesini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak yabancı şirketlerle yapılan anlaşmalar, veri egemenliği ve gözetim riskleri açısından tartışma yaratabilir. İngiltere örneği, kamu-özel sektör iş birliklerinde şeffaflık ve denetimin önemini gösteriyor. Ayrıca, NATO müttefiki İngiltere'nin bu tür programlara yönelmesi, ittifak içinde istihbarat paylaşımı ve teknoloji transferi konularında yeni dinamikler doğurabilir. Türkiye, kendi güvenlik yazılımlarını geliştirirken, benzer mahremiyet ve etik kaygıları göz önünde bulundurmalı.