ABD Başkanı Donald Trump'ın dış yardım bütçelerinde yaptığı kesintiler, Avrupa ve Körfez başkentlerini Cenevre'deki Birleşmiş Milletler kuruluşlarını ve uluslararası sivil toplum örgütlerini kendi şehirlerine çekmek için harekete geçirdi. Cenevre, onlarca yıldır uluslararası kuruluşların merkezi olarak biliniyor; ancak ABD'nin finansmanı azaltması, bu kuruluşların geleceğini belirsizliğe sürüklerken, diğer ülkeler bu durumu fırsata çevirmeye çalışıyor.
Trump'ın Yardım Kesintileri ve Cenevre'nin Sarsılan Konumu
Trump yönetimi, 2020 yılında Dünya Sağlık Örgütü'nden (WHO) çekilme kararını açıklamış, ardından 2025'te bu kararı uygulamaya koymuştu. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Dünya Gıda Programı (WFP) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) gibi kritik kuruluşlara yapılan ABD katkıları önemli ölçüde azaltıldı. Bu kuruluşların merkezlerinin büyük bir kısmı Cenevre'de bulunuyor. ABD'nin çekilmesi, sadece bütçe açığı yaratmakla kalmadı; aynı zamanda bu kuruluşların ev sahibi şehirlerle olan ilişkilerini de yeniden şekillendirdi.
Cenevre, uluslararası kuruluşlara ev sahipliği yapmanın getirdiği ekonomik ve diplomatik avantajlara sahip. Şehirde 40'tan fazla uluslararası kuruluş, 700'den fazla sivil toplum örgütü ve 170'ten fazla diplomatik misyon bulunuyor. Bu kuruluşlar, doğrudan ve dolaylı olarak on binlerce kişiye istihdam sağlıyor ve İsviçre ekonomisine yılda milyarlarca frank katkı yapıyor. Ancak ABD'nin finansal desteğini çekmesi, bu ekosistemin sürdürülebilirliği konusunda endişeleri artırdı.
Avrupa'nın önde gelen şehirleri – Viyana, Bonn, Paris, Roma ve Madrid – Cenevre'den ayrılabilecek kuruluşları kendilerine çekmek için kolları sıvadı. Özellikle Viyana, BM'nin dört ana merkezinden biri olması nedeniyle güçlü bir aday. Bonn, Almanya'nın iklim ve sürdürülebilirlik alanındaki uzmanlığını kullanarak BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) sekretaryasını ve diğer çevre kuruluşlarını cezbetmeyi planlıyor. Paris ise UNESCO ve OECD gibi kuruluşlarla olan mevcut bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor.
Körfez Başkentlerinin Yükselen İddiası
Körfez ülkeleri de bu yarışta geri kalmıyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi, uluslararası kuruluşlar için cazip bir merkez olma yolunda önemli adımlar attı. Özellikle 2023'te COP28 iklim zirvesine ev sahipliği yapması, ülkenin uluslararası arenadaki profilini yükseltti. Abu Dabi, vergi avantajları, modern altyapı ve stratejik konumuyla Cenevre'den ayrılmak isteyen kuruluşlara cazip teklifler sunuyor. Katar'ın başkenti Doha da benzer şekilde, özellikle insani yardım kuruluşları ve diplomatik arabuluculuk faaliyetleri için bir merkez olmayı amaçlıyor.
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad, Vizyon 2030 planı çerçevesinde uluslararası kuruluşları ülkeye çekmek için çeşitli teşvikler sağlıyor. Riyad, özellikle BM'nin çölleşme ve kuraklıkla mücadele birimlerini bünyesine katmayı hedefliyor. Körfez ülkelerinin bu hamleleri, sadece ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir hamle olarak da değerlendiriliyor; zira uluslararası kuruluşlara ev sahipliği yapmak, küresel karar alma süreçlerinde söz sahibi olmayı beraberinde getiriyor.
Ancak, kuruluşların taşınması kolay değil. Cenevre'de yerleşik bir ekosistem, deneyimli personel, diplomatik ayrıcalıklar ve uzun yıllara dayanan bir altyapı var. Ayrıca, birçok kuruluşun tüzüğü merkezlerinin Cenevre'de olmasını gerektiriyor; bu da taşınma sürecini hukuki ve idari açıdan karmaşık hale getiriyor. Yine de bazı kuruluşlar, maliyetleri düşürmek ve yeni finansman kaynakları bulmak için alternatif lokasyonları değerlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın yardım kesintileri ve Cenevre'deki kuruluşların olası taşınması, Türkiye için hem fırsat hem de risk içeriyor. Türkiye, İstanbul'u uluslararası bir merkez yapma potansiyeline sahip; ancak mevcut siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar bu hedefi zorlaştırıyor. Öte yandan, Cenevre'den ayrılabilecek insani yardım kuruluşlarının bir kısmının İstanbul'a taşınması, Türkiye'nin bölgesel insani yardım üssü olma iddiasını güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'nin çekilmesiyle oluşan finansman boşluğu, Türkiye'nin insani diplomasi alanında daha aktif rol almasını gerektirebilir. Ancak, Türkiye'nin kendi ekonomik sorunları ve Batı ile yaşadığı gerilimler, bu fırsatları sınırlayabilir.