İngiltere'deki Arap toplumunu temsil eden kuruluşlar, Birleşik Krallık hükümetine İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında sürdürdüğü yerleşim faaliyetlerine karşı bağlayıcı kısıtlamalar getirmesi çağrısında bulundu. Bu talep, uluslararası hukukun açık ihlali olarak değerlendirilen yerleşimlerin Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki demografik yapıyı değiştirmeye devam etmesi üzerine yükselen bir tepkinin parçası olarak öne çıkıyor. Konuya yakın kaynaklar, İngiliz Arapların bu girişiminin, iki devletli çözümün giderek imkânsız hale geldiği bir dönemde, Birleşik Krallık'ın Orta Doğu politikasında köklü bir değişikliğe gitmesi için bir fırsat penceresi oluşturabileceği yorumunu yapıyor.
Yerleşim politikaları ve uluslararası tepkiler
İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşimler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da dahil olmak üzere defalarca kınandı. Bu kararda yerleşimlerin 'uluslararası hukukun bariz ihlali' olduğu vurgulanmıştı. Ancak İsrail hükümeti, bu kararları tanımadığını açıkça ifade ederek yerleşim inşaatlarını genişletmeye devam ediyor. Son yıllarda özellikle E-1 bölgesi ve Doğu Kudüs çevresindeki yerleşimlerin artması, Doğu Kudüs'ü Batı Şeria'nın geri kalanından koparma hedefini daha da belirgin hale getirdi.
İngiliz Arapların bu çağrısı, İngiltere'de yaşayan Filistin kökenli toplulukların ve insan hakları örgütlerinin yıllardır sürdürdüğü kampanyaların yeni bir aşaması olarak görülüyor. Arap toplumu liderleri, Birleşik Krallık'ın sözde 'İsrail'in güvenlik ihtiyaçları' ile 'Filistin halkının meşru hakları' arasında denge kurma politikasının artık savunulamaz olduğunu savunuyor. Uzun süredir dile getirilen bu eleştiriler, özellikle son Gazze çatışmasının ardından daha da güçlendi. Arap toplumunun temsilcileri, İngiltere'nin attığı adımların sembolik olmaktan öteye geçmesi ve ticaret anlaşmaları, finansal destekler ve silah satışları gibi alanlarda somut kısıtlamalara dönüşmesi gerektiğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu girişim, küresel çapta İsrail'in yerleşim politikalarına karşı artan tepkilerle aynı zamana denk geliyor. Avrupa Birliği, işgal topraklarındaki yerleşimlerden kaynaklanan ürünlerin etiketlenmesi ve bu ürünlere yönelik kısıtlamalar getirilmesi konusunda adımlar atmış, ancak bu girişimler yetersiz bulunmuştu. Uluslararası Adalet Divanı'nın geçen yıl aldığı danışma görüşünde işgalin hukuka aykırı olduğu ve yerleşimlerin derhal sonlandırılması gerektiği vurgulanmıştı. Bu görüş, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik baskılarına yeni bir hukuki dayanak oluşturmuş durumda.
İngiltere'deki Siyonist lobi gruplarının ise bu çağrıya sert tepki gösterdiği biliniyor. Onlar, İsrail'in güvenliğine yönelik her türlü kısıtlamanın terör örgütlerini cesaretlendireceğini ve iki devletli çözüm şansını azaltacağını ifade ediyor. Ancak İngiliz Arapların çağrısı, çeşitli siyasi partilerdeki milletvekillerinden de destek buluyor. Özellikle Labour Partisi içinde Filistin davasına yakınlığıyla bilinen isimler, hükümeti İsrail'e yönelik politikalarını gözden geçirmeye çağırıyor. Bununla birlikte, Muhafazakar Parti hükümetinin İsrail ile ticari ve diplomatik ilişkilerini güçlendirme yönündeki adımları, bu taleplerin kısa vadede hayata geçmesinin önündeki en büyük engel olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uluslararası platformlarda güçlü şekilde savunan ülkeler arasında yer alıyor. İngiliz Arapların bu çağrısı, Türkiye'nin Filistin'e yönelik politikalarıyla örtüşen bir nitelik taşıyor. Ankara, İsrail yerleşimlerinin uluslararası hukuk ve iki devletli çözüm için en büyük tehdit olduğunu sık sık dile getiriyor. Bu gelişme, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin'e destek arayışında Batılı ülkeler nezdinde yeni müttefikler kazanmasına katkı sağlayabilir. Aynı zamanda, Birleşik Krallık'ın bu konuda alacağı olası yaptırım kararları, Türkiye'nin İsrail'le ilişkilerindeki dengeyi olumlu yönde etkileyebilir. Ancak Türkiye'nin de İsrail'le enerji ve savunma alanındaki iş birlikleri, bu tür girişimlerin koalisyonunu genişletmek açısından dikkatli bir denge politikası izlemesini gerektiriyor.