İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Batı Şeria'da artan yerleşimci şiddetine yönelik kınama mesajları yayınlarken, aynı hükümette görev yapan aşırı sağcı bakanlar, bu şiddetin açıkça teşvik edilmesinde başrol oynuyor. Bu durum, Netanyahu'nun uluslararası kamuoyuna karşı sergilediği ılımlı görüntü ile iç siyasette aşırı sağa verdiği tavizler arasındaki çelişkiyi bir kez daha gözler önüne seriyor. İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da uyguladığı politikalar, hem Filistinlilere yönelik artan şiddet hem de bölgesel istikrar açısından ciddi endişelere yol açıyor. Netanyahu'nun kınama mesajları, bu şiddetin arkasındaki siyasi desteği gizlemeye yetmiyor; aksine, hükümet içindeki aşırı sağcı unsurların etkisiyle İsrail'in uluslararası hukuka aykırı yerleşim politikalarının daha da derinleştiği bir tablo ortaya çıkıyor. Bu durum, yalnızca Filistin-İsrail çatışmasının seyrini değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de yakından ilgilendiriyor.
Şiddetin perde arkası: Hükümet içindeki aşırı sağcı destek
Batı Şeria'da son haftalarda yerleşimci şiddetinde gözle görülür bir artış yaşanıyor. Huwara kasabası başta olmak üzere birçok Filistin köyünde, İsrailli yerleşimciler tarafından düzenlenen saldırılarda Filistinliler hayatını kaybederken, çok sayıda ev ve araç ateşe verildi. Netanyahu, bu olayların ardından yaptığı açıklamalarda "şiddeti kınadığını" ve sorumluların adalet önüne çıkarılacağını söyledi. Ancak, İsrail hükümetindeki Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcı isimler, yerleşimci şiddetini açıkça destekleyen açıklamalarda bulunuyor. Smotrich, Huwara'daki bir saldırının ardından "Huwara'nın silinmesi gerekiyor" ifadelerini kullanırken, bu sözler uluslararası toplumda büyük tepki çekti. Ben-Gvir ise, İsrail polisine yerleşimcilere karşı daha hoşgörülü davranma talimatı verdiği yönünde haberlerle gündeme geldi.
Netanyahu'nun bu aşırı sağcı isimlerle kurduğu koalisyon, onun siyasi geleceği için hayati önem taşıyor. Geçtiğimiz yıl yapılan seçimlerin ardından, Netanyahu'nun partisi Likud'un en büyük ortağı konumundaki Dini Siyonizm Partisi ve Ben-Gvir'in liderliğindeki Otzma Yehudit Partisi, hükümetin kilit noktalarını ellerinde tutuyor. Netanyahu'nun yargı reformu girişimi de dahil olmak üzere birçok politikası, bu partilerin desteğine dayanıyor. Bu nedenle, Netanyahu'nun aşırı sağcı ortaklarına rağmen hükümeti ayakta tutmak için onların taleplerine boyun eğmek zorunda kaldığı yorumları yapılıyor. Netanyahu'nun yerleşimci şiddetini kınaması ise, Batı Şeria'daki şiddet olaylarının ardından uluslararası toplumdan gelen tepkileri hafifletmeye yönelik bir çaba olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrail'deki bu gelişmeler, yalnızca Filistinlileri değil, aynı zamanda bölgesel barışı da tehdit ediyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, yerleşimci şiddetini kınarken, ABD yönetimi de İsrail'e bu konuda çağrılarda bulunuyor. Ancak, Netanyahu hükümetinin yasallaştırdığı yasa dışı yerleşim birimleri ve Filistin topraklarına yönelik ilhak planları, uluslararası hukukun açıkça ihlali anlamına geliyor. Bu durum, İsrail'in Mısır ve Ürdün ile imzaladığı barış anlaşmalarının geleceğini de olumsuz etkiliyor. Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, yaptığı açıklamada, "İsrail'in bu politikaları bölgedeki tüm barış çabalarını baltalıyor" ifadelerini kullandı.
Öte yandan, İsrail'in iç politikasındaki bu aşırı sağcı dönüşüm, İsrail toplumunda da derin bölünmelere yol açıyor. Hükümetin yargı reformu girişimine karşı ülke genelinde düzenlenen kitlesel protestolar, İsrail demokrasisinin geleceğine ilişkin endişeleri artırıyor. Protestocular, hükümetin yargı bağımsızlığını zayıflatacağını ve aşırı sağcı ideolojinin önünü açacağını savunuyor. Bu iç siyasi kriz, İsrail'in bölgesel caydırıcılığını da zayıflatıyor. İran ve Hizbullah gibi aktörler, İsrail'in iç karışıklığını kendi lehlerine kullanmaya çalışabilir. Uzmanlar, İsrail'in iç siyasetteki bu istikrarsızlığın, yeni bir çatışma riskini de beraberinde getirdiği görüşünde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destek ve bölgesel istikrar arayışı çerçevesinde, İsrail'in yerleşimci şiddeti ve aşırı sağcı politikalarına karşı duyarlılığını koruyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normale dönme çabalarını zora sokabilir; ancak Ankara'nın Filistin halkının haklarını savunma konusundaki kararlılığı biliniyor. Türkiye'nin, bu tür şiddet olaylarının bölgesel barışı tehdit ettiği yönündeki tutumu, uluslararası platformlarda Filistin'e destek veren ülkelerle ortak hareket etmesine zemin hazırlıyor. Ayrıca, İsrail'deki iç siyasi krizin, Doğu Akdeniz'deki enerji iş birliği ve bölgesel güvenlik dinamikleri üzerinde de etkili olabileceği değerlendiriliyor. Türkiye'nin, İsrail'in bu tutumunun bölgede yeni çatışmalara yol açmaması için diplomasi ve itidalli bir yaklaşım sergilemesi bekleniyor.