Indiana eyaleti, idam cezalarının infazı sırasında basının hazır bulunmasını yasaklayarak "saygınlık" gerekçesiyle şeffaflığı ortadan kaldırdı. The Intercept'te yayımlanan analize göre, bu uygulama aslında devletin cezalandırma mekanizmasını kamu denetiminden uzaklaştırarak baskıcı bir düzene hizmet ediyor. ABD'de birçok eyalet idam infazlarında basına sınırlı erişim izni verirken, Indiana'nın tamamen dışlama kararı, infazların gizli yapılmasına ve olası işkence veya usulsüzlüklerin gizlenmesine yol açıyor. Eyalet yetkilileri, bu kararın idam mahkumunun ve sürecin "saygınlığını" korumak amacıyla alındığını savunsa da, insan hakları örgütleri ve hukukçular bunun bir sansür hamlesi olduğunu belirtiyor.
Gizli infazların arka planı
Indiana, 2024 yılı itibarıyla idam cezasını uygulayan 27 eyaletten biri. Ancak eyaletin infaz protokolü, medya mensuplarının tanık olmasını engelleyen maddeler içeriyor. Bu durum, özellikle ölümcül enjeksiyon yönteminde kullanılan ilaçların kaynağı ve uygulama şekline dair soru işaretlerini artırıyor. Daha önce Oklahoma ve Alabama gibi eyaletlerde yaşanan hatalı infazlar, gizliliğin nasıl bir kriz yaratabileceğini göstermişti. 2022'de Alabama'da bir mahkumun damar yolunun bulunamaması nedeniyle infazın 90 dakika gecikmesi, basının olayı raporlamasını engelleyen yasalar nedeniyle günler sonra ortaya çıkmıştı.
Indiana'nın bu kararı, ABD Yüksek Mahkemesi'nin daha önce infazlarda şeffaflığın önemine vurgu yapan kararlarına da aykırı. Mahkeme, 2019'da bir davada, infaz sürecinin kamuoyu tarafından izlenebilmesinin anayasal bir hak olduğunu belirtmişti. Ancak eyaletler, kendi protokollerini belirleme yetkisine sahip olduğu için, Indiana'nın bu politikası federal düzeyde henüz yargı denetimine takılmadı.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD, idam cezasını uygulayan gelişmiş ülkeler arasında nadir bir örnek. Avrupa Birliği ülkelerinin tamamında idam cezası kaldırılmışken, ABD'de eyaletler arası uygulama farklılıkları dikkat çekiyor. Indiana'nın gizli infaz politikası, uluslararası insan hakları kuruluşlarının da tepkisini çekiyor. Birleşmiş Milletler, idam cezasının kendisi kadar infaz yönteminin de şeffaf olması gerektiğini vurguluyor. Özellikle Çin ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde infazların gizli yapılması eleştirilirken, ABD'nin de benzer bir uygulamaya yönelmesi, demokratik değerler açısından çelişki yaratıyor.
Bu politika, aynı zamanda haber alma özgürlüğü ve basının denetim işleviyle de çelişiyor. Gazeteciler, idamların izlenememesi durumunda devletin cezalandırma yetkisini kötüye kullanma riskinin arttığını savunuyor. Örneğin, 1980'lerde bazı eyaletlerde idam sırasında elektrikli sandalyenin arızalanması gibi olaylar, ancak basının orada bulunmasıyla gün yüzüne çıkmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 1984'ten bu yana idam cezasını uygulamasa da, ABD'deki bu gelişme uluslararası ceza adaleti tartışmalarına ışık tutuyor. Türkiye'nin AB üyelik sürecinde idam cezasının tamamen kaldırılması önemli bir kriter olmuştu. Indiana'nın gizli infaz politikası, Türkiye'de geçmişte tartışılan yargı süreçlerindeki şeffaflık sorunlarını hatırlatıyor. Demokratik bir hukuk devletinde cezaların infazının kamu denetimine açık olması, adaletin sağlanması için kritik. Bu olay, yargı bağımsızlığı ve şeffaflık ilkelerinin sadece Türkiye için değil, tüm dünyada hassasiyetle korunması gerektiğini ortaya koyuyor.