ABD imalat sektöründe faaliyet gösteren satın alma yöneticileri, enflasyonist baskıların pandemi döneminin en kötü günlerini geride bıraktığını bildiriyor. Yeni anket verileri, tedarik zinciri sorunları ve artan maliyetlerin işletmeleri zorladığını, fiyat artışlarının beklenenden daha kalıcı olabileceğine işaret ediyor. Bu gelişme, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz indirimlerine başlama planlarını ertelemesine ve sıkı para politikasını daha uzun süre sürdürmesine neden olabilir.
Anketin Ayrıntıları: Fiyat Baskıları Artıyor
S&P Global'in aylık imalat PMI anketine göre, satın alma yöneticileri girdi maliyetlerindeki artışın pandemi dönemindeki en yüksek seviyeyi aştığını belirtiyor. Anket, işletmelerin hammadde, enerji ve lojistik maliyetlerindeki artışı nihai ürün fiyatlarına yansıtmakta zorlandığını ortaya koyuyor. Özellikle, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve jeopolitik gerilimler, maliyet enflasyonunu körükleyen başlıca faktörler arasında gösteriliyor.
Ankete katılan şirketler, sipariş defterlerinin doluluğuna rağmen kâr marjlarının eridiğini, bu nedenle fiyatları daha da artırma eğiliminde olduklarını ifade ediyor. Bu durum, enflasyonun talep kaynaklı değil, arz kaynaklı olduğunu ve merkez bankalarının müdahalesiyle kolayca çözülemeyeceğini gösteriyor. Uzmanlar, bu bulguların Fed'in enflasyonla mücadelesini zorlaştıracağını çünkü arz yönlü şokların faiz artışlarıyla kontrol edilemeyeceğini vurguluyor.
Anketin alt kalemleri incelendiğinde, istihdam endeksindeki gerileme dikkat çekiyor. İşletmeler, artan maliyetler karşısında işgücü maliyetlerini kontrol altına almak için yeni işe alımları yavaşlatıyor veya donduruyor. Bu durum, işgücü piyasasındaki soğumanın sinyallerini verirken, ekonomik büyüme üzerinde ek bir risk oluşturuyor.
Fed Üzerindeki Baskı ve Piyasa Etkileri
Bu veriler, Fed yetkililerinin son haftalarda yaptığı açıklamalarla örtüşüyor. Fed Başkanı Jerome Powell, enflasyonun hedefe düşene kadar faizlerin yüksek tutulacağını yineleyerek, erken gevşeme beklentilerini törpülemişti. Piyasalar, yılın başında birden fazla faiz indirimi öngörüyordu ancak güçlü enflasyon verileri bu beklentileri azalttı. Şu an yatırımcılar, Eylül ayına kadar tek bir faiz indirimi ihtimalini fiyatlıyor.
Enflasyon endişelerindeki artış, tahvil getirilerini yukarı çekiyor; ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,5'in üzerinde seyrediyor. Bu durum, dolara değer kazandırırken, gelişmekte olan ülke piyasaları üzerinde baskı oluşturuyor. Öte yandan, imalat sektöründeki zayıflık, küresel ekonomik büyümenin kırılgan olduğu yönündeki endişeleri artırıyor. Çin ve Avrupa'daki imalat PMI verileri de daralma bölgesinde kalırken, küresel ekonominin eş zamanlı bir yavaşlama riskiyle karşı karşıya olduğu değerlendiriliyor.
Uzmanlar, bu tablonun jeopolitik risklerle birleştiğinde, merkez bankalarının işini daha da zorlaştırdığını belirtiyor. Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve ticaret savaşları, enflasyonun kalıcı olabileceğine dair sinyaller veriyor. Fed'in enflasyonla mücadelesi, ekonomik yavaşlamaya rağmen devam etmek zorunda kalabilir; bu da resesyon riskini beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu enflasyonist görünüm, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğuruyor. Fed'in faizleri yüksek tutması, doların güçlenmesine ve gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının azalmasına yol açıyor. Bu durum, Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı yüksek ülkelerde döviz kurları üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, küresel talepteki yavaşlama, Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkileyebilir. Ancak enerji fiyatlarındaki düşüş, cari açık üzerinde hafifletici etki yapabilir. Türkiye'nin ihracat pazarlarında çeşitlendirme politikaları, bu tür dış şoklara karşı direnci artırıcı önem taşıyor.