İngiltere hükümeti, göç ve iltica yasasında yapmayı planladığı yeni bir düzenlemeyle, sığınma başvurusunda bulunan kişilerin devlet tarafından karşılanan yaşam masrafları için yaklaşık 10 bin sterlin ödemesini zorunlu kılmayı hedefliyor. Ödemeyi yapmayanlar ise Birleşik Krallık'ta yerleşik statü alamayacak. Mali durum testine dayalı bu sistem, önümüzdeki hafta parlamentoya sunulacak olan İltica ve Göç Tasarısı kapsamında yer alıyor. İçişleri Bakanlığı yetkilileri, düzenlemenin göçmenleri kendi masraflarını karşılamaya teşvik edeceğini ve kamu harcamalarını azaltacağını savunuyor. Ancak yardım kuruluşları ve insan hakları örgütleri, söz konusu uygulamayı 'mültecilere vergi koymak' olarak nitelendirerek sert tepki gösterdi. Tasarının yasalaşması halinde, sığınmacılar barınma, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetler için yaptıkları harcamaların bir kısmını geri ödemek zorunda kalacak.
Yeni düzenlemenin ayrıntıları
İngiliz hükümetinin hazırladığı 120 sayfalık İltica ve Göç Tasarısı, sığınmacıların devlet yardımlarını geri ödemesini öngören bir mekanizma içeriyor. Buna göre, iltica başvurusu olumlu sonuçlanan kişiler, başvuru sürecinde devlet tarafından karşılanan konaklama, yiyecek, sağlık ve eğitim giderlerinin toplamını, gelir durumlarına göre belirlenecek bir plan çerçevesinde geri ödeyecek. Geri ödeme yapmayanlar ise Birleşik Krallık'ta kalıcı oturum izni (settled status) alamayacak. İçişleri Bakanı Suella Braverman, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, 'Vergi mükelleflerinin sırtındaki yükü hafifletmek ve göçmenlerin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak istiyoruz' ifadelerini kullandı. Tasarıda ayrıca, iltica başvurusu reddedilenlerin sınır dışı edilmesini hızlandıracak yeni tedbirler de bulunuyor. Bununla birlikte, düzenlemeye karşı çıkanlar, bu sistemin mültecileri daha fazla borç altına sokacağını ve entegrasyonlarını zorlaştıracağını belirtiyor.
Yardım kuruluşları, özellikle savaş ve zulümden kaçarak İngiltere'ye sığınan kişilerin zaten zor durumda olduğuna dikkat çekiyor. Barınma, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlar için borçlandırılmanın, bu kişilerin psikolojik ve sosyal açıdan iyileşme sürecini olumsuz etkileyeceği savunuluyor. Mülteci Konseyi (Refugee Council) yetkilileri, 'Mültecilere kaçışları için vergi koymak insanlık dışıdır' diyerek hükümeti eleştirdi. Oxfam ve Amnesty International gibi uluslararası kuruluşlar da tasarıya tepki gösterdi. Hükümetin bu adımı, geçtiğimiz yıl Ruanda ile yapılan sığınmacı anlaşmasının ulusal mahkeme tarafından iptal edilmesinin ardından, göç politikalarını daha da sertleştirme yönündeki kararlılığını gösteriyor.
Küresel boyut ve diğer ülkelerle karşılaştırma
İngiltere'nin bu hamlesi, dünya genelinde artan göçmen karşıtı söylem ve politikaların bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Avrupa Birliği ülkeleri, son yıllarda düzensiz göçü engellemek için sınır kontrollerini artırırken, sığınmacıların sosyal yardımlara erişimini de sınırlandıran yasalar çıkarmıştı. Almanya ve İsveç gibi ülkeler, sığınmacıların çalışma izni almasını kolaylaştırarak entegrasyonu teşvik eden politikalar izlerken, İngiltere'nin geri ödeme modeli daha sert bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), mültecilerin korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerin altını çizerek, 'Mültecilerin temel ihtiyaçları için borçlandırılması, Cenevre Sözleşmesi'nin ruhuna aykırıdır' uyarısında bulundu. Dünya Bankası verilerine göre, 2022 yılında dünya genelinde 108 milyondan fazla insan zorla yerinden edildi. Bu sayının 2030 yılına kadar 150 milyona ulaşması bekleniyor. Bu durum, mülteci krizinin giderek derinleştiğini ve ülkelerin daha kapsayıcı çözümler üretmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki bu yasa tasarısı, Türkiye'nin de benzer sığınmacı yüküyle karşı karşıya olduğu bir dönemde dikkat çekiyor. Türkiye, yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yaparken, sosyal uyum ve maliyetler konusunda önemli zorluklar yaşıyor. İngiltere'nin sertleşen göç politikası, küresel mülteci rejiminin sorgulanmasına yol açarken, Türkiye gibi sığınmacılarına yönelik eğitim, sağlık ve barınma hizmetlerini finanse eden ülkeler için emsal teşkil edebilir. Öte yandan, Türkiye'nin mülteci politikaları, uluslararası iş birliği ve yük paylaşımı prensiplerine dayanıyor. Bu nedenle, İngiltere'nin bireysel çözümler yerine uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesi bekleniyor. Türk dış politikası açısından, mülteci krizinin çözümünde kapsayıcı ve insani yaklaşımların önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.