Kudüs'teki Mescid-i Aksa'nın hatibi ve Yüksek İslam Kurulu Başkanı Şeyh İkrime Sabri, İsrail'in işgal altındaki Kudüs'te Silwan, Batn al-Hawa, el-Bustan ve Vadi Hilweh mahallelerini kapsayan planlarına dikkat çekerek, bu planların Aksa'yı çevresinden izole etmeyi ve bölgedeki Filistin varlığını zayıflatmayı hedeflediğini söyledi. Sabri, yaptığı basın açıklamasında, İsrail'in bu mahallelerdeki Filistinlileri evlerinden çıkarmaya ve yerleşimci varlığını artırmaya yönelik sistematik çabalarının Mescid-i Aksa'nın statüsünü değiştirme amacı taşıdığını vurguladı.
Kudüs'te Artan Yerleşim Baskısı
Şeyh İkrime Sabri, İsrail'in Kudüs'teki bazı mahalleleri boşaltma girişimlerinin yeni olmadığını, ancak son dönemde planların daha da yoğunlaştığını belirtti. Özellikle Silwan bölgesinde yer alan Batn al-Hawa ve el-Bustan mahallelerindeki Filistinlilerin evlerine yönelik yıkım kararları ve yerleşimci grupların bölgedeki mülk edinme çabaları hatırlatıldı. Sabri, bu planların amacının Mescid-i Aksa'yı çevresindeki Filistin mahallelerinden kopararak, Kutsal mekânın üzerindeki baskıyı artırmak olduğunu ifade etti. Yüksek İslam Kurulu, uluslararası toplumu ve İslam dünyasını bu planlara karşı çıkmaya çağırdı.
Sabri ayrıca, İsrail makamlarının "yeşil alan" ilan ettiği bölgelerde yeni yerleşim birimleri inşa etme projelerini hızlandırdığını, bu durumun Filistinlilerin yaşam alanlarını daralttığını kaydetti. Bölgedeki Filistin nüfusunun azaltılmasının, Mescid-i Aksa'nın çevresinde demografik değişim yaratma amacı taşıdığına dikkat çeken Sabri, bu girişimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti.
Kudüs'ün Statüsü ve Uluslararası Boyut
Kudüs'ün statüsü, İsrail-Filistin çatışmasının en hassas konularından biri olmaya devam ediyor. İsrail'in 1967'de işgal ettiği Doğu Kudüs'ü ilhak etme ve şehri başkent ilan etme politikası, uluslararası toplum tarafından tanınmıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerinin yasadışı olduğunu ve bu yerleşimlerin iki devletli çözümü baltaladığını açıkça belirtiyor. ABD yönetiminin 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliğini buraya taşıması, bölgede gerilimi daha da artırmış, Filistin tarafı bu kararı şiddetle kınamıştı.
Mescid-i Aksa, hem İslam hem de Hristiyanlık için kutsal olan Harem-i Şerif'te yer alıyor; bu alan İsrailliler tarafından Tapınak Tepesi olarak adlandırılıyor. Bu kutsal mekânın statüsünün değiştirilmesi yönündeki her türlü girişim, bölgede geniş çaplı bir krize yol açabilir. Şeyh İkrime Sabri'nin açıklamaları, bu bağlamda ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Filistinli gruplar da benzer uyarılarda bulunarak, Aksa'nın kendilerine ait olduğunu ve bu statüye yönelik her türlü ihlalin büyük bir tepkiyle karşılanacağını ifade ediyor.
İsrail hükümeti ise bu tür planların sadece yasal düzenlemelerden ibaret olduğunu savunuyor, ancak Filistinliler ve uluslararası hukuk uzmanları, bu adımların Filistinlilerin zorla yerinden edilmesinin bir parçası olduğunu görüyor. Bölgedeki insan hakları örgütleri, Silwan'daki yıkım kararlarının insanlık dışı koşullar yarattığını ve bu durumun on binlerce insanı etkilediğini raporlarında belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği geleneksel desteğin merkezinde yer alan Mescid-i Aksa'nın statüsünü doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, son yıllarda Kudüs'teki İslami vakıfları desteklemiş ve Doğu Kudüs'teki Filistinlilerin haklarını savunmak için diplomatik girişimlerde bulunmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın defalarca dile getirdiği "Kudüs bizim kırmızı çizgimiz" söylemi, Ankara'nın bu konudaki hassasiyetini ortaya koyuyor. İsrail'in bu tür planları, bölgede kalıcı bir barışın önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor ve Türkiye'nin bu konudaki tepkisi, hem iç kamuoyunda hem de İslam dünyasında önemli yankı buluyor. Türkiye'nin, uluslararası platformlarda Kudüs'ün statüsünü korumaya yönelik adımları ve Filistin Yönetimi ile koordinasyonu, bu tür krizlerde belirleyici olabilir.