Bilim insanları, Britanya çevresindeki denizlerde yaşanan deniz sıcak hava dalgalarının artık 'yeni normal' olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtiyor. Isınan sular, geleneksel türleri daha serin kuzey sularına iterek, bir zamanlar nadir görülen türlerin bölgede düzenli olarak görülmesine yol açıyor. Bridport merkezli Yellowfin kiralık tekne kaptanı Kurt Lander, geçtiğimiz yaz yaşadığı bir deneyimi şöyle anlatıyor: 'Kulağa saçma geliyor ama suda dalgalanan bir insan sandım.' Bu ifade, denizlerdeki değişimin boyutunu gözler önüne seriyor.
Isınan denizler: Türlerin göçü ve yeni istilacılar
Deniz sıcak hava dalgaları, okyanus sıcaklıklarının mevsimsel normallerin üzerine çıktığı dönemler olarak tanımlanıyor. Britanya kıyılarında bu dalgaların sıklığı ve yoğunluğu, iklim değişikliğinin etkisiyle arttı. Deniz Biyolojisi Derneği'nden Dr. Emma Hindson, 'Son on yılda, özellikle yaz aylarında deniz suyu sıcaklıklarında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Bu durum, ekosistemleri temelden değiştiriyor' diyor.
Bu değişim, yerli türler üzerinde baskı oluşturuyor. Kuzey denizlerinde yaşayan morina ve ringa gibi türler, optimum sıcaklık aralıklarını koruyabilmek için daha serin bölgelere göç ediyor. Öte yandan, Akdeniz kökenli türler, örneğin kırmızı mercan ve bazı egzotik yengeç türleri, Britanya sularında giderek daha sık görülüyor. Kaptan Lander, 'Eskiden sadece Güney Avrupa'da rastladığımız balık türlerini artık burada yakalıyoruz. Bu hem heyecan verici hem de endişe verici' ifadelerini kullanıyor.
Marine Climate Change Impacts Partnership (MCCIP) raporuna göre, 2023 yazında Britanya çevresindeki denizlerde beş ayrı deniz sıcak hava dalgası kaydedildi. Bu dalgalar, deniz çayırları ve mercan resifleri gibi hassas ekosistemlere zarar verdi. Deniz çayırları, karbon tutma ve deniz canlılarına yaşam alanı sağlama açısından kritik öneme sahip; bu habitatların kaybı, balık stoklarını doğrudan etkiliyor.
Kıyı toplulukları ve ekonomi üzerindeki etkiler
Bu ekolojik değişim, balıkçılık sektörünü de derinden etkiliyor. Yerli balıkçılar, geleneksel avlanma alanlarında hedef türlerin azalması nedeniyle yeni arayışlara yöneliyor. Bridport'ta balıkçılıkla geçinen aileler, morina ve mezgit yerine sardalya ve kalamar gibi türlere yönelmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Bazı balıkçılar, bu değişimin kısa vadede ekonomik kayıplara yol açabileceğini, ancak uzun vadede yeni pazarların oluşabileceğini ifade ediyor.
Turizm ve rekreasyonel balıkçılık da bu durumdan etkileniyor. Kaptan Lander, 'Geçen yıl, daha önce hiç görmediğimiz bir tür olan güneş balığını yakalayan bir müşteri grubumuz oldu. Bu, turistler için büyük bir cazibe yarattı' diyor. Ancak bilim insanları, bu yeni türlerin ekosistemin dengesini bozabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle istilacı yengeç türlerinin, yerli kabukluların popülasyonunu tehdit ettiği belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Britanya denizlerindeki bu değişim, dünya genelindeki okyanusların ısınmasının bir yansıması. Küresel ısınmanın etkisiyle, kutup bölgelerindeki buzullar eriyor, deniz seviyeleri yükseliyor ve okyanus asitlenmesi artıyor. Bu durum, deniz ekosistemlerinin yanı sıra kıyı yerleşimlerini ve ekonomileri de tehdit ediyor.
Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre, 2018-2023 yılları arasında Avrupa denizleri, son 100 yılın en sıcak dönemini yaşadı. Bu dönemde, Birleşik Krallık çevresindeki denizlerde su sıcaklıkları ortalamadan 1,5 derece daha yüksek ölçüldü. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli (IPCC) raporları, bu eğilimin devam edeceğini ve 2050 yılına kadar deniz sıcaklıklarının 2 dereceye kadar artabileceğini öngörüyor.
Uzmanlar, bu değişimle mücadele için küresel karbon emisyonlarının azaltılması ve deniz koruma alanlarının genişletilmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, balıkçılık yönetiminin yeni türlerin göçlerine göre uyarlanması ve bilimsel araştırmaların desteklenmesi önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Britanya denizlerindeki bu değişim, Türkiye'nin denizlerinde de benzer süreçlerin yaşanabileceğine işaret ediyor. Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinin en çok etkilediği bölgelerden biri; deniz suyu sıcaklıklarındaki artış, Türkiye kıyılarında da birçok istilacı türün görülmesine neden oldu. Bu durum, Türk balıkçılık sektörünü ve kıyı ekosistemlerini tehdit ederken, aynı zamanda deniz biyoçeşitliliğinin korunması için uluslararası işbirliğini gerektiriyor. Türkiye, deniz kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve iklim değişikliğiyle mücadelede daha aktif bir rol oynamalı; bölgesel işbirlikleri ve bilimsel araştırmalara yatırım yapmalıdır.