ABD İç Güvenlik Bakanlığı'na bağlı Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimi, ateş etme yetkisine ilişkin kullanım kurallarında sessiz sedasız bir değişiklik yaptı. Yeni düzenlemeye göre, hakkında soruşturma başlatılan görevliler artık soruşturma tamamlanmadan göreve dönemeyecek. Bu karar, ICE tarihinde ilk kez uygulamaya konan ve ajansın hesap verebilirliğini artırmayı hedefleyen önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Kuralların değişmesi, özellikle son yıllarda artan göçmen karşıtı operasyonlarda yaşanan tartışmalı ölüm olaylarının ardından gündeme geldi. ICE sözcüsü, yapılan değişikliğin “kurumsal bütünlüğü güçlendirmek ve kamu güvenini tesis etmek” amacı taşıdığını belirtti.
Gelişmenin arka planı
ICE, ABD'de göçmenlik yasalarının uygulanmasından sorumlu en büyük federal kolluk kuvvetlerinden biri. Ajans, özellikle 2017-2021 yılları arasında dönemin Başkanı Donald Trump'ın “sıfır tolerans” politikasıyla birlikte sert uygulamalarıyla öne çıktı. Bu dönemde, göçmenlere yönelik operasyonlarda ölümcül güç kullanımına ilişkin çok sayıda şikayet ve dava gündeme geldi. İnsan hakları örgütleri, ICE görevlilerinin orantısız güç kullandığını ve bu durumun özellikle göçmen topluluklarında korku ve güvensizlik yarattığını sık sık dile getirdi. Yeni düzenleme, bu eleştirilere bir yanıt olarak görülüyor. Değişiklik öncesinde, hakkında soruşturma açılan görevliler, soruşturma devam ederken genellikle idari izinle görevden uzaklaştırılıyordu. Ancak bu uygulama, soruşturmanın uzun sürmesi durumunda görevlilerin yeniden göreve dönmesine olanak tanıyordu. Yeni kural, bu boşluğu kapatmayı hedefliyor.
ICE'in iç yazışmalarına göre, yeni politika, “ölümcül güç kullanımına ilişkin olaylarda, görevlinin olay yerindeki davranışı hakkında ön değerlendirme yapılmasını” zorunlu kılıyor. Ön değerlendirme sonucunda görevlinin “ciddi ihlal” şüphesiyle karşı karşıya kalması durumunda, görevli derhal görevden uzaklaştırılacak ve soruşturma sonuçlanana kadar göreve iade edilmeyecek. Bu süreçte görevlinin maaşı ve diğer özlük hakları ise korunmaya devam edecek. Ancak, soruşturmanın sonucunda herhangi bir ihlal tespit edilmezse, görevli görevine dönebilecek. Bu düzenleme, federal kolluk kuvvetleri arasında da tartışma yarattı; bazı yetkililer, bu tür kuralların görevlilerin moralini bozabileceğini ve sahadaki etkinliği azaltabileceğini savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ICE'in bu hamlesi, ABD'de göçmenlik politikalarının sadece iç güvenlik meselesi olmaktan çıkıp küresel bir insan hakları meselesi haline geldiğinin bir göstergesi. Özellikle Latin Amerika ülkeleri ve uluslararası insan hakları örgütleri, ABD'nin göçmenlere yönelik muamelesini yakından izliyor. Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı (UNHCR) ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, ABD'nin göçmenlik uygulamalarına yönelik eleştirilerini sık sık dile getiriyor. Bu yeni düzenleme, ABD'nin uluslararası alandaki itibarını düzeltme çabası olarak da yorumlanabilir. Öte yandan, bu değişiklik, ABD'deki göçmen toplulukları arasında temkinli bir iyimserlikle karşılandı. Göçmen hakları savunucuları, bu adımı “olumlu ama yetersiz” olarak nitelendirirken, asıl ihtiyacın ICE'in genel yetkilerinin kısıtlanması olduğunu vurguluyor. Özellikle, ölümcül güç kullanımına ilişkin şeffaf bir veri tabanının oluşturulması ve bağımsız bir denetim mekanizmasının kurulması gibi talepler öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmenin Türkiye ile doğrudan bir bağlantısı bulunmamakla birlikte, küresel göçmen politikaları ve kolluk kuvvetlerinin hesap verebilirliği açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumunda; bu nedenle göç yönetimi ve güvenlik güçlerinin yetkileri konusundaki uluslararası tartışmalar, Ankara tarafından da yakından takip ediliyor. ABD'deki bu düzenleme, güvenlik güçlerinin operasyonel etkinliği ile insan hakları arasında denge kurma çabasının bir yansıması. Türkiye'nin de göçmen polisliği ve sınır güvenliği konularında benzer tartışmalar yaşadığı düşünülürse, bu gelişmenin ileride Türkiye'deki uygulamalara da ilham kaynağı olabileceği söylenebilir. Ancak, her ülkenin kendi hukuki çerçevesi ve güvenlik dinamikleri farklı olduğundan, doğrudan bir model alınması beklenmemelidir.