WASHINGTON, 22 Temmuz - Husilerin Suudi Arabistan'a karşı Kızıldeniz'de deniz ablukası uygulama tehdidi, Yemen'deki savaşı önemli ölçüde genişletebilir ve halihazırda İran'ın bölge genelindeki saldırılarını durdurmaya odaklanmış ABD askeri gücünü daha da zorlayabilir. Eski ve mevcut ABD'li yetkililere göre, bu hamle, Tahran'ın vekil güçleri aracılığıyla yürüttüğü gerilimi tırmandırma politikasının yeni bir boyutunu oluşturuyor.
Husilerin lideri Abdul-Malik el-Husi, geçen hafta yaptığı bir konuşmada, grubunun Kızıldeniz'de Suudi Arabistan'a yönelik ticari gemilere saldırıları durdurmayacağını ve gerektiğinde tam bir abluka uygulayabileceğini söyledi. Bu tehdit, Suudi Arabistan'ın dünya petrol ticareti için hayati öneme sahip Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen petrol sevkiyatını tehlikeye atıyor. ABD, 2015'te Yemen'deki iç savaşın başlamasından bu yana Suudi Arabistan'a askeri ve istihbarat desteği sağlıyor, ancak doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçınıyor.
Gelişmenin arka planı
ABD'li yetkililer, Husilerin İran yapımı gemisavar füzeler ve insansız hava araçlarıyla donatıldığını ve Kızıldeniz'deki ticari gemileri hedef alma kabiliyetine sahip olduğunu belirtiyor. ABD Donanması, Bahreyn'deki Beşinci Filo aracılığıyla bölgede varlık gösteriyor, ancak kaynaklar, mevcut gücün hem İran'ın Körfez'deki faaliyetlerini izlemek hem de Husi tehdidine karşı koymak için yetersiz olabileceğini söylüyor. Pentagon, 2020'de Irak'taki ABD büyükelçiliğine yönelik saldırının ardından bölgeye ek asker sevk etmişti, ancak bu güçler daha çok Irak ve Suriye'deki İran destekli milislerle mücadeleye odaklanmış durumda.
Uzmanlar, Husilerin abluka tehdidinin, İran'ın Yemen'deki savaşı bir pazarlık kozu olarak kullanma stratejisinin parçası olduğunu vurguluyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu Savunma Demokrasileri Vakfı'ndan analist Jonathan Ruhe, 'Bu, İran'ın vekil güçleri aracılığıyla ABD ve müttefiklerine karşı asimetrik bir savaş yürütme kabiliyetini gösteriyor. Eğer Husiler başarılı bir abluka uygularsa, bu, Suudi Arabistan'ın ekonomisini ciddi şekilde etkileyebilir ve ABD'yi daha doğrudan bir müdahaleye zorlayabilir' dedi.
Bölgesel ve küresel boyut
Kızıldeniz'deki olası bir abluka, küresel enerji piyasalarını da etkileyebilir. Bab el-Mendeb Boğazı'ndan günde yaklaşık 4,8 milyon varil petrol geçiyor ve bu miktar küresel deniz yoluyla petrol ticaretinin yaklaşık %7'sine tekabül ediyor. Suudi Arabistan'ın petrol ihracatının büyük kısmı bu boğazdan geçiyor. Herhangi bir kesinti, petrol fiyatlarında ani bir yükselişe yol açabilir. Ayrıca, abluka, Yemen'deki insani krizi daha da derinleştirebilir, çünkü ülkenin gıda ve ilaç ihtiyacının büyük bir kısmı deniz yoluyla ithal ediliyor.
İran'ın rolü de büyüyen bir endişe kaynağı. ABD, İran'ı Husilere silah ve teknik destek sağlamakla suçluyor. Eski Pentagon yetkilisi Michael Mulroy, 'İran, Husilere gelişmiş füzeler ve deniz mayınları gönderiyor. Bu, Tahran'ın bölgedeki diğer vekil güçleri aracılığıyla yürüttüğü saldırgan politikanın bir devamı' dedi. İran ise bu suçlamaları reddediyor. Bu bağlamda, Husi tehdidi, İran'la nükleer müzakerelerin askıya alınmasının ardından tırmanan gerilimin yeni bir cephesi olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kızıldeniz'deki olası bir Husi ablukası, Türkiye'yi iki açıdan ilgilendiriyor. Birincisi, Türkiye'nin enerji ithalatının önemli bir kısmı Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb üzerinden gerçekleşiyor; abluka, enerji fiyatlarını artırarak Türkiye ekonomisine ek yük getirebilir. İkincisi, Türkiye'nin bölgesel nüfuz mücadelesi açısından, Suudi Arabistan ve İran arasındaki bu yeni gerilim, Ankara'nın iki ülkeyle olan dengeli ilişkisini zorlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Somali ve Katar'daki askeri varlığı, Kızıldeniz koridorunun güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Bu gelişme, Ankara'nın Yemen'deki ateşkes çabalarını ve BM nezdinde yürüttüğü arabuluculuk girişimlerini daha da kritik hale getiriyor.