Yemen'de İran destekli Husiler, iç savaşın sekizinci yılında ülkenin ticari sektörünü yeniden yapılandırarak milyarlarca dolarlık gelir elde ediyor. Bu durum, dünyanın en büyük insani krizlerinden birinin yaşandığı ülkede savaş ekonomisinin nasıl kurumsallaştığını gözler önüne seriyor. Husiler, liman gelirleri, akaryakıt ticareti ve gümrük vergileri üzerinden kontrol sağlarken, bu kaynaklar hem savaş çabalarını finanse ediyor hem de bölgesel güç dengelerini etkiliyor.
Savaş Ekonomisinin Yapısı ve Gelir Kaynakları
Husilerin kontrolündeki bölgelerde, özellikle başkent Sana ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde limanı çevresinde, ekonomik faaliyetler büyük ölçüde grubun denetimine girmiş durumda. Hudeyde limanı, Yemen'in en büyük ticaret kapısı olarak öne çıkıyor. Husiler, buradan geçen ithal ürünlerden gümrük vergisi ve harçlar alarak yıllık milyarlarca dolar gelir sağlıyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, grup 2023 yılında yalnızca liman gelirlerinden 1,5 milyar doların üzerinde kazanç elde etti. Bu gelir, silah alımları, maaş ödemeleri ve propaganda faaliyetleri için kullanılıyor.
Akaryakıt ticareti de Husilerin ekonomik gücünün temel taşlarından biri. İran'dan gelen sübvansiyonlu yakıt, Husiler aracılığıyla Yemen pazarına sunuluyor ve önemli bir kâr marjı yaratıyor. Ayrıca, grup kendi kontrolündeki bölgelerde vergi toplama yetkisini genişleterek, özel sektör üzerindeki baskısını artırdı. İş insanları, Husilerin belirlediği vergi ve harçları ödemek zorunda kalıyor; aksi takdirde ticari faaliyetlerine izin verilmiyor.
Husilerin ekonomik yapılanması, yalnızca gelir toplamakla sınırlı değil. Grup, aynı zamanda kendi para birimini basma ve bankacılık sistemini kontrol etme girişimlerinde bulunarak, ekonomik bağımsızlığını pekiştirmeye çalışıyor. 2020'de çıkarılan yeni banknotlar, Husilerin merkez bankası üzerindeki etkisini artırdı. Bu adımlar, Yemen'in zaten parçalanmış ekonomisini daha da karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Husilerin ekonomik güçlenmesi, Orta Doğu'daki güç dengelerini doğrudan etkiliyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015'ten bu yana Husilere karşı savaşıyor ancak grup, İran'ın desteğiyle ekonomik ve askeri olarak ayakta kalmayı başardı. Bu durum, Yemen savaşının bir vekalet savaşına dönüşmesine yol açtı. Husilerin Kızıldeniz'deki artan etkisi, küresel deniz ticareti için de risk oluşturuyor. Son aylarda Husilerin İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırıları, bölgedeki tansiyonu yükseltti ve uluslararası deniz yollarının güvenliğini tehdit etti.
Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşları, Husilerin ekonomik kontrolünün yardım dağıtımını da etkilediğini belirtiyor. Grup, insani yardımların ulaştırılmasında kilit bir aktör haline gelerek, bu yardımları kendi meşruiyetini güçlendirmek için kullanabiliyor. Bu durum, uluslararası toplumun Yemen'deki insani krize müdahalesini zorlaştırıyor.
ABD ve Avrupa ülkeleri, Husilerin ekonomik ağını hedef alan yaptırımlar uygulamaya çalışsa da, grubun gayri resmi ve dağınık yapısı nedeniyle bu çabalar sınırlı kalıyor. Husiler, yaptırımları aşmak için ticaret yollarını çeşitlendiriyor ve yerel iş ortakları üzerinden faaliyetlerini sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Husilerin Yemen'deki ekonomik genişlemesi, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, Yemen'de barış ve istikrarın sağlanmasını destekliyor ve insani krizin çözümü için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Husilerin Kızıldeniz'deki artan etkisi, Türkiye'nin deniz ticaret yollarının güvenliği ve bölgesel istikrar açısından önem taşıyor. Ayrıca, Husilerin İran ile olan bağlantısı, Türkiye'nin İran ile dengeli ilişkilerini zorlaştırabilir. Türkiye, Yemen'deki taraflarla diyalog kanallarını açık tutarak, siyasi çözüm sürecine katkı sağlamayı hedefliyor.