Kızıldeniz'in güneyinde yaşanan kriz uluslararası manşetlere taşındığında, yorumcular neredeyse refleks olarak İran'ın bölgesel vekillerini yönlendirdiği yönündeki rahatlatıcı ve tanıdık klişeye başvuruyor. Bu basit anlatı, Husileri Tahran'ın jeopolitik emellerinin basit bir aracı olarak gösteriyor. Ancak sahadaki gerçeklik çok daha karmaşık. Husiler, kendi yerel meşruiyetlerini ve askeri kabiliyetlerini kullanarak ABD ve Suudi Arabistan'ı stratejik olarak köşeye sıkıştırmayı başardı. Bu analiz, Husilerin nasıl olup da Washington ve Riyad'ın hamlelerini boşa çıkardığını ve bölgesel dengeleri nasıl değiştirdiğini ele alıyor.
Husilerin Yükselişi ve İran Anlatısının Ötesi
Husiler, Yemen'in kuzeyinde uzun yıllardır varlık gösteren, Zeydi mezhebine mensup bir hareketti. 2014 yılında başkent Sana'yı ele geçirmeleri ve Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'te başlattığı askeri müdahale, grubu bölgesel bir aktör haline getirdi. İran'ın Husilere verdiği destek inkâr edilemez; silah, finansman ve eğitim konusunda Tahran'ın rolü büyük. Ancak Husiler, İran'ın basit bir piyonu olmaktan ziyade, kendi hedefleri ve stratejileri olan bir aktör olarak hareket ediyor. Özellikle 2023 sonunda İsrail-Hamas savaşının başlamasıyla birlikte Husiler, Kızıldeniz'de İsrail bağlantılı gemilere saldırılar düzenleyerek küresel ticareti tehdit etmeye başladı. Bu saldırılar, yalnızca İran'ın talimatıyla değil, aynı zamanda Husilerin kendi bölgesel nüfuzlarını artırma ve Filistin davasını sahiplenme arzusuyla gerçekleşti. Böylece Husiler, Arap dünyasında sempati toplayarak meşruiyetlerini güçlendirdi.
ABD ve Suudi Arabistan ise Husileri askeri olarak yenilgiye uğratmayı hedefledi. Ancak yıllar süren hava saldırıları ve ablukalar, Husilerin askeri kapasitesini kırmadı; aksine onları daha da dirençli hale getirdi. Husiler, insansız hava araçları, balistik füzeler ve deniz mayınları gibi düşük maliyetli ama etkili silahlarla donandı. Bu asimetrik savaş yöntemleri, Suudi Arabistan'ın ve ABD'nin teknolojik üstünlüğünü kısmen dengeledi. Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine yapılan saldırılar ve Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik operasyonlar, Riyad ve Washington'ın caydırıcılığını zayıflattı.
Washington ve Riyad'ın Stratejik Açmazı
ABD, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarını durdurmak için uluslararası bir koalisyon kurdu ve çeşitli hava operasyonları düzenledi. Ancak bu operasyonlar, Husilerin saldırılarını durdurmadı. Aksine, Husiler daha fazla saldırı düzenleyerek karşılık verdi. Washington, Husileri yenmek için kara operasyonu seçeneğini masaya koymaktan kaçındı çünkü böyle bir operasyonun maliyeti ve riskleri çok yüksekti. Suudi Arabistan ise Yemen savaşında istediği sonucu alamadı ve 2022'de ateşkes ilan etmek zorunda kaldı. Riyad, Husilerle doğrudan müzakerelere başladı, ancak Husiler bu görüşmelerde elini güçlendirdi. Husiler, Suudi Arabistan'ın güney sınırlarına yönelik saldırılarını sürdürerek Riyad'ı barışa zorladı. Bu süreçte Husiler, Suudi Arabistan'ın Yemen'den çekilmesini ve ablukanın kaldırılmasını talep etti.
ABD'nin Husilerle mücadelesi ise daha karmaşık bir hal aldı. Washington, İran'ı Husileri silahlandırmakla suçladı ve İran'a yönelik yaptırımları artırdı. Ancak İran, Husiler üzerindeki etkisini kullanarak ABD'yi bölgede daha fazla askeri varlık bulundurmaya itti. Bu da ABD'nin Orta Doğu'daki angajmanını artırdı ve kaynaklarını başka yerlere kaydırmasını engelledi. Husiler, İran'ın vekili olarak değil, kendi çıkarları için savaşan bir aktör olarak ABD'nin bölgesel stratejisini altüst etti. Ayrıca Husiler, Çin ve Rusya gibi aktörlerle de temas kurarak uluslararası alanda meşruiyet arayışını sürdürdü.
Husilerin başarısındaki en önemli faktör, yerel halk desteğini kazanmaları ve Yemen'deki diğer gruplara karşı üstünlük sağlamalarıdır. Husiler, Yemen'in kuzeyinde etkili bir yönetim kurdu, vergi topladı ve sosyal hizmetler sundu. Bu da onlara hem meşruiyet hem de kaynak sağladı. Ayrıca Husiler, aşiretlerle ittifaklar kurarak askeri gücünü artırdı. Suudi Arabistan ve ABD'nin desteklediği Yemen hükümeti ise yolsuzluk ve iç çekişmelerle boğuştu, bu da Husilerin işini kolaylaştırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Husilerin Kızıldeniz'deki eylemleri ve ABD ile Suudi Arabistan'ı stratejik olarak zorlaması, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını da yakından ilgilendiriyor. Kızıldeniz, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa'ya giden ticaret yollarının can damarı. Husilerin saldırıları, küresel tedarik zincirlerini ve enerji fiyatlarını olumsuz etkileyerek Türkiye ekonomisi için risk oluşturuyor. Ayrıca Türkiye, Yemen'deki istikrarsızlığın bölgesel güvenliğe tehdit oluşturduğunu ve Husilerin İran'la olan bağının Türkiye'nin İran'la olan rekabetinde dikkate alınması gerektiğini düşünüyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile son dönemde ilişkilerini normalleştirme çabasında. Husilerin Riyad'ı köşeye sıkıştırması, Türkiye'nin bu normalleşme sürecini ve bölgesel denge politikasını etkileyebilir. Türkiye, Kızıldeniz'de istikrarın sağlanması için diplomatik girişimlerde bulunabilir ve Husilerle dolaylı temaslar kurabilir. Ancak Türkiye'nin doğrudan taraf olmaktan kaçınması ve dengeli bir pozisyon izlemesi bekleniyor.