Yemen'deki İran destekli Husiler, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da bulunan devlet petrol şirketi Saudi Aramco'ya yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısı gerçekleştirdiklerini duyurdu. Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon ise saldırı iddialarını 'yanıltıcı' olarak değerlendirdi. Açıklamalar, bölgede tansiyonun yeniden yükseldiği bir dönemde geldi.
Saldırı iddiası ve koalisyonun yanıtı
Husi askeri sözcüsü Yahya Saree, yaptığı yazılı açıklamada, Riyad'daki Saudi Aramco tesislerinin yanı sıra başkentteki askeri hedeflere de saldırı düzenlediklerini öne sürdü. Saree, saldırılarda balistik füze ve insansız hava araçlarının kullanıldığını belirtti. Ancak Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon sözcüsü Turki al-Maliki, Husiler'in iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik olduğunu ifade etti. Al-Maliki, koalisyon güçlerinin Husiler tarafından fırlatılan füzeleri ve İHA'ları havada imha ettiğini, herhangi bir tesiste hasar oluşmadığını savundu. Suudi yetkililer, saldırı iddiasının ardından bölgedeki güvenlik önlemlerini artırdı.
Husiler, son aylarda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik saldırılarını yoğunlaştırmış durumda. Özellikle petrol altyapısına yönelik saldırılar, küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara neden oluyor. 2019'da Suudi Arabistan'ın Abqaiq ve Khurais tesislerine düzenlenen ve Husiler tarafından üstlenilen saldırılar, Suudi petrol üretiminin yarısını geçici olarak durdurmuştu. Bu son iddia, benzer bir krizin tekrarlanma olasılığını gündeme getirdi.
Suudi Arabistan, 2015'ten bu yana Yemen'de Husilere karşı askeri müdahalede bulunuyor. Koalisyon güçleri, Husilerin kontrolündeki bölgelerde hava saldırıları düzenlerken, Husiler de Suudi topraklarına yönelik füze ve İHA saldırıları gerçekleştiriyor. Birleşmiş Milletler, tarafları ateşkese ve siyasi çözüme çağırsa da çatışmalar aralıklarla devam ediyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Riyad'a yönelik saldırı iddiası, Orta Doğu'da İran ve Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşının bir yansıması olarak görülüyor. Husiler, İran tarafından desteklenirken, Suudi Arabistan ve müttefikleri Husileri bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olarak nitelendiriyor. Bu tür saldırılar, Körfez'deki güvenlik dengelerini sarsarken, küresel petrol arz güvenliğini de tehdit ediyor. Saudi Aramco, dünyanın en büyük petrol şirketi olarak küresel enerji piyasalarında kritik bir role sahip. Şirketin tesislerine yönelik olası bir saldırı, petrol fiyatlarında ani artışlara yol açabilir ve dünya ekonomisini olumsuz etkileyebilir.
ABD, Suudi Arabistan'ın güvenlik garantörü olarak bölgede askeri varlık bulunduruyor. Washington, Husilerin saldırılarını kınarken, İran'ı Husilere silah sağlamakla suçluyor. İran ise suçlamaları reddediyor. BM Güvenlik Konseyi, Yemen'deki çatışmaların siyasi yollarla çözülmesi gerektiğini vurguluyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve dış müdahaleler, kalıcı bir barışı zorlaştırıyor.
Son saldırı iddiası, Suudi Arabistan'ın Yemen politikasını gözden geçirmesine neden olabilir. Riyad, son yıllarda Husilerle doğrudan müzakereler yürütmüş ve ateşkes sağlamaya çalışmıştı. Ancak bu tür saldırılar, barış çabalarını sekteye uğratabilir. Ayrıca, Husilerin saldırı kapasitesini koruduğunu göstermesi açısından önemli. Suudi Arabistan'ın askeri harcamaları ve güvenlik endişeleri artabilir.
Küresel enerji piyasaları, Orta Doğu'daki her türlü istikrarsızlığa karşı hassas. Petrol fiyatları, saldırı haberinin ardından dalgalanma gösterebilir. Yatırımcılar, arz kesintisi riskini fiyatlamaya başlayabilir. Ancak Suudi Arabistan'ın yedek üretim kapasitesi ve ABD'nin stratejik petrol rezervleri, olası bir şokun etkisini sınırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde taraf olmamakla birlikte, Suudi Arabistan ve İran arasındaki gerilimin bölgesel istikrara etkilerini yakından izliyor. Riyad'a yönelik saldırılar, Körfez'de güvenlik risklerini artırarak Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaret yolları için tehdit oluşturabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde; bu tür olaylar, diplomatik dengeleri etkileyebilir. Ayrıca, Husilerin saldırı kapasitesi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikalarında dikkate alması gereken bir unsur. Türkiye, ateşkes ve siyasi çözüm çağrılarını destekleyerek istikrarın sağlanmasına katkı sunabilir.