İran destekli Husi milisleri, Yemen'deki iç savaşın ötesine geçerek Orta Doğu'da beklenmedik bir güç odağı haline geldi. Suudi Arabistan ve BAE'nin müdahalesine rağmen ayakta kalan grup, Kızıldeniz'deki saldırıları ve İsrail'e yönelik füze denemeleriyle bölgesel dengeleri sarstı. Husi'lerin yükselişi, sadece Yemen'de değil, tüm bölgede yeni bir stratejik denklemin habercisi.
Husi'lerin Yükselişi: Arka Plan
Husi hareketi, 1990'larda Yemen'in kuzeyindeki Saada vilayetinde, Zeydi Şii toplumunun haklarını savunmak amacıyla ortaya çıktı. 2004'te liderleri Hüseyin el-Husi'nin öldürülmesiyle silahlı mücadeleye dönüşen hareket, 2014'te başkent Sana'yı ele geçirerek ülkenin büyük bölümünü kontrol altına aldı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'te başlattığı askeri müdahale, Husileri zayıflatmak yerine daha da güçlendirdi. İran'ın balistik füze, insansız hava aracı ve askeri eğitim desteğiyle Husiler, bölgesel bir aktör haline geldi.
Husilerin askeri kapasitesi, 2019'da Suudi Arabistan'ın Abqaiq ve Khurais petrol tesislerine yapılan saldırılarla dünya gündemine oturdu. Bu saldırılar, grubun sadece Yemen içinde değil, sınır ötesinde de ciddi bir tehdit oluşturabileceğini gösterdi. 2023'ten itibaren İsrail-Hamas savaşı sırasında Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılar düzenleyen Husiler, küresel ticaret yollarını tehlikeye attı. ABD ve müttefikleri, Husi hedeflerine yönelik operasyonlar düzenlese de grup, saldırılarını sürdürme kapasitesini korudu.
Husilerin talepleri arasında Yemen'de ateşkes, Suudi liderliğindeki koalisyonun çekilmesi, kuşatmanın kaldırılması ve Yemen'in egemenliğinin tanınması yer alıyor. Ancak grup, İran'ın bölgesel stratejisinin bir parçası olarak da hareket ediyor. İran, Husi'leri kullanarak Suudi Arabistan'ı güney sınırında meşgul ederken, aynı zamanda Kızıldeniz üzerinden İsrail'e ve Batı'ya baskı uyguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin yükselişi, Orta Doğu'daki güç dengesini derinden etkiliyor. Suudi Arabistan, Yemen'deki savaşta istediği sonucu alamazken, Husi tehdidiyle kendi güvenliğini sorgulamaya başladı. BAE ise Güney Yemen'de ayrılıkçı grupları destekleyerek nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor. Bu durum, Yemen'de birden fazla aktörün çatıştığı karmaşık bir vekalet savaşına dönüşmüş durumda.
Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, küresel ticaret için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Dünya ticaretinin yaklaşık %12'si Süveyş Kanalı üzerinden yapılırken, Husilerin gemilere saldırıları nedeniyle birçok şirket rotasını Ümit Burnu'na çevirmek zorunda kaldı. Bu durum, nakliye maliyetlerini artırarak küresel enflasyonu tetikliyor. ABD, Birleşik Krallık ve diğer ülkeler, Husi hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenlese de bu operasyonlar grubun kapasitesini tamamen yok edemedi.
İran, Husi'lere verdiği destekle bölgesel nüfuzunu artırırken, aynı zamanda ABD ve İsrail'e karşı bir denge unsuru oluşturuyor. Ancak Husilerin bağımsız hareket etme eğilimi, İran için de bir risk oluşturuyor. Grubun, İran'ın kontrolü dışında saldırılar düzenlemesi, Tahran'ı zor durumda bırakabiliyor. Bu nedenle Husiler, hem İran'ın bir vekili hem de kendi ajandası olan bir aktör olarak hareket ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, Türkiye'nin bölgesel ticaret yolları ve enerji güvenliği açısından doğrudan risk oluşturuyor. Türkiye, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa'ya yapılan ticaretin aksamaması için diplomatik girişimlerde bulunmalı. Ayrıca, Husilerin İran ile bağlantısı, Türkiye'nin İran ve Suudi Arabistan arasındaki denge politikasını zorlaştırıyor. Türkiye, Yemen'deki insani krize dikkat çekerek bölgesel istikrarın sağlanması için aktif rol alabilir. Uzun vadede, Husi tehdidi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz'deki askeri varlığını güçlendirmesini gerektirebilir.