Riyad'da konuşan Yemen'in uluslararası alanda tanınan hükümetinin Dışişleri Bakanı, uluslararası toplumun kayıtsızlığının Husileri cesaretlendirdiğini ve Kızıldeniz'de İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünü kopyalamak istediklerini belirtti. Açıklama, Yemen'deki iç savaşın seyrini değiştirebilecek kritik bir uyarı niteliği taşıyor.
Husilerin Kızıldeniz'deki stratejik hedefleri
Yemen Dışişleri Bakanı Ahmed Awad bin Mubarak, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da yaptığı açıklamada, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının tesadüfi olmadığını ve bölgede kalıcı bir tehdit unsuru oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. Bin Mubarak, "Husiler, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda sahip olduğu stratejik kontrolü Kızıldeniz'de de kurmak istiyorlar. Bu, yalnızca Yemen için değil, uluslararası ticaret ve enerji güvenliği için de ciddi bir tehdittir" dedi.
Husiler, 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail ile Hamas arasında başlayan savaşın ardından Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarını artırmıştı. Bu saldırılar, küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkilemiş ve birçok şirket Kızıldeniz yerine Ümit Burnu üzerinden daha uzun ve maliyetli rotaları tercih etmek zorunda kalmıştı. Ancak bin Mubarak'a göre bu saldırıların arka planında daha büyük bir stratejik plan var.
Yemenli bakan, "Husiler, uluslararası toplumun zayıf tepkisinden cesaret alıyor. Onların amacı, Kızıldeniz'in kontrolünü ele geçirerek İran'ın Hürmüz'de yaptığı gibi bir baskı aracı oluşturmak. Bu, bölgesel ve küresel güvenlik için kabul edilemez" şeklinde konuştu. Ayrıca, Husilerin İran'dan aldığı destekle gelişmiş balistik füzeler ve insansız hava araçları kullandığını ve bu silahların ticari gemileri hedef almanın ötesinde, Suudi Arabistan ve BAE gibi komşu ülkelerin güvenliğini de tehdit ettiğini vurguladı.
Uluslararası toplumun tepkisi ve bölgesel istikrar
Bin Mubarak'ın açıklamaları, uluslararası toplumun Kızıldeniz'deki güvenlik konusunda yeterli adım atmadığına dair artan endişeleri yansıtıyor. ABD öncülüğünde kurulan ve Aralık 2023'te başlatılan "Refah Muhafızı" operasyonu, ticari gemileri korumak amacıyla bazı askeri önlemler içerse de, Husilerin saldırıları tam olarak durdurulamadı. Yemen'in uluslararası alanda tanınan hükümeti, bu operasyonları yetersiz buluyor ve Husilere karşı daha kapsamlı bir uluslararası müdahale çağrısı yapıyor.
Uzmanlara göre, Kızıldeniz'in stratejik önemi, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ve Asya arasındaki ticaretin yaklaşık %12'sinin bu güzergah üzerinden yapılmasından kaynaklanıyor. Husilerin bu su yolunu kontrol etme çabası, küresel ekonomiyi tehdit etmesinin yanı sıra, bölgedeki güç dengelerini de değiştirebilir. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolü, Tahran'ın uluslararası müzakerelerde elini güçlendiren bir koz olarak görülüyor; benzer bir durumun Kızıldeniz'de oluşması, Yemen'in zaten kırılgan olan istikrarını daha da derinden etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kızıldeniz'deki güvenlik tehditleri, Türkiye'nin bölgedeki ticari ve stratejik çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, Avrupa ve Asya arasındaki ticaretin önemli bir bölümünü gerçekleştiren bir ülke olarak, Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan ekonomik olarak olumsuz etkileniyor. Ayrıca, Türkiye'nin Yemen'deki diplomatik girişimleri ve bölgesel nüfuzu, Husilerin kontrol alanını genişletmesi durumunda zorlaşabilir. Ankara, uluslararası toplumun Kızıldeniz'de etkili bir güvenlik çerçevesi oluşturmasını desteklerken, bu süreçte Yemen'in meşru hükümetinin korunması gerektiğini savunuyor. Türkiye'nin Katar ve Somali ile yaptığı enerji anlaşmaları, bölgedeki enerji hatlarının güvenliğinin Ankara için öncelikli olduğunu gösteriyor.