ABD ile Suudi Arabistan arasında yürütülen sivil nükleer işbirliği anlaşması müzakereleri, Başkan Donald Trump'ın hem zamanlama hem de içerik konusundaki hesaplarının tutmaması nedeniyle çıkmaza girmiş durumda. Trump yönetimi, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi karşılığında Riyad'a nükleer enerji desteği sunmayı planlamış, ancak Suudi tarafının talepleri ve Kongre'deki direniş, anlaşmanın önünü kesmiş görünüyor. Bu gelişme, Orta Doğu'daki güç dengelerini ve bölgesel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirebilecek bir kırılma noktasına işaret ediyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Temel Anlaşmazlıklar
ABD ile Suudi Arabistan arasındaki nükleer işbirliği görüşmeleri, 2018 yılında dönemin Enerji Bakanı Rick Perry'nin Riyad ziyaretiyle hız kazanmıştı. Trump yönetimi, Suudi Arabistan'a sivil nükleer teknoloji transferini içeren bir anlaşmayı, bölgede İran'a karşı bir denge unsuru olarak görüyor ve aynı zamanda Amerikan şirketlerinin Westinghouse gibi devlerinin Suudi nükleer pazarından pay almasını hedefliyordu. Ancak asıl mesele, anlaşmanın '123 Anlaşması' olarak bilinen ve uranyum zenginleştirme ile yakıt yeniden işleme faaliyetlerinin kontrolünü ABD'ye bırakan standart hükümlerine Suudi Arabistan'ın itiraz etmesiydi.
Suudi Arabistan, bu faaliyetlerin kendi topraklarında gerçekleştirmek ve nükleer yakıt döngüsünün tamamına sahip olmak istiyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, ülkesinin uranyum zenginleştirme kapasitesini geliştirmesinin 'egemenlik hakkı' olduğunu savunuyor. ABD tarafı ise, İran'ın nükleer programı konusundaki deneyimlerini gerekçe göstererek, Suudi Arabistan'ın bu tür bir kapasiteye sahip olmasını 'proliferasyon riski' olarak değerlendiriyor. Özellikle Kongre'deki bazı üyeler, Suudi Arabistan'ın insan hakları ihlalleri ve Yemen'deki askeri müdahalesi nedeniyle bu tür bir teknoloji transferine sıcak bakmıyor.
Trump'ın zamanlama hesabı da başarısız oldu. Yönetim, Suudi Arabistan ile anlaşmayı İsrail-Filistin çatışmasının çözümüne yönelik bir 'yüzyılın anlaşması' planının parçası olarak konumlandırdı. Ancak Suudi Arabistan, Filistin devleti kurulmadan İsrail ile normalleşmeyeceğini defalarca yineledi. Ayrıca, Trump'ın görev süresinin sona ermesiyle birlikte müzakereler ivme kaybetti. Biden yönetimi, Suudi Arabistan'ın zenginleştirme taleplerine karşı daha temkinli bir yaklaşım benimserken, Erdoğan-Trump yönetimi döneminde başlayan görüşmelerin yeniden başlatılması için henüz somut bir adım atmış değil.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi Arabistan'ın nükleer programı, Orta Doğu'da yeni bir silahlanma yarışını tetikleme potansiyeli taşıyor. Suudi yetkililer, İran'ın nükleer programına işaret ederek, eğer İran nükleer silah sahibi olursa Suudi Arabistan'ın da 'şüphesiz' aynı yolu izleyeceğini ifade etmişlerdi. Bu durum, bölgede bir güvenlik ikilemi yaratıyor. ABD'nin Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji transferi, İran'ın tepkisini çekerken, İsrail de bölgedeki askeri üstünlüğünün zayıflamasından endişe ediyor. Bu nedenle, ABD'nin müttefikleri arasındaki dengeyi gözetmesi gerekiyor.
Küresel ölçekte ise, bu anlaşmazlık ABD'nin nükleer enerji ihracatındaki rekabet gücünü etkileyebilir. Çin ve Rusya, Suudi Arabistan'a nükleer reaktör satmak için istekli olduklarını gösteriyor. Özellikle Çin, Suudi Arabistan ile nükleer işbirliği konusunda anlaşma imzaladı ve bu da ABD'nin bölgedeki nüfuzunu zayıflatabilir. Suudi Arabistan, çeşitlendirme stratejisi kapsamında Rusya ve Çin ile nükleer alanda görüşmelerini sürdürüyor. Eğer ABD ile anlaşma sağlanamazsa, Suudi Arabistan'ın alternatif tedarikçilere yönelmesi olası görünüyor.
Bu gelişme aynı zamanda ABD-İsrail ilişkilerini de etkileme potansiyeline sahip. İsrail, kendisine yakın bir ülkenin nükleer kapasite geliştirmesine sıcak bakmasa da, Suudi Arabistan ile normalleşme sürecinin ilerlemesini istiyor. ABD Kongresi'ndeki İsrail yanlısı gruplar, Suudi Arabistan'a verilecek nükleer tavizler konusunda çekimser davranıyor. Bu durum, ABD'nin Orta Doğu'daki ittifaklar sistemini yeniden gözden geçirmesine neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suudi Arabistan ile nükleer enerji konusunda işbirliği arayışında olan ülkelerden biri. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan'la Akkuyu Nükleer Güç Santrali dışında yeni projeler geliştirme niyetini dile getirmişti. Ancak bu anlaşmanın başarısızlığı, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve nükleer teknoloji transferi konusundaki alternatif arayışlarını etkileyebilir. Türkiye, Rusya ve Çin ile nükleer işbirliğini geliştirirken, Suudi Arabistan'ın bu alandaki kararsızlığı, Ankara'nın bölgedeki enerji diplomasisinde yeni fırsatlar yaratabilir. Öte yandan, İran'ın nükleer programı konusundaki belirsizlikler, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını artırabilir. Türkiye, bölgesel istikrarın korunması için tarafları diyaloğa teşvik eden bir pozisyon benimsiyor. Bu nedenle, Suudi Arabistan-ABD anlaşmazlığı, Türkiye'nin Orta Doğu'daki dengeleri okuma biçimini yeniden şekillendirebilir.