Washington ile Tahran arasındaki çatışma, Haziran ayında kısa süreli umutları artıran Mutabakat Muhtırası'nın (MoU) çöküşünden bu yana ekonomik acıya dayanma ve bunun yaratacağı siyasi sonuçlar üzerinden şekilleniyor. Bu mücadelede, İran'ın desteklediği Husiler, Yemen'den Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik saldırılarıyla dengeyi Tahran lehine çevirebilecek kritik bir aktör olarak öne çıkıyor.
Çatışmanın Arka Planı: Ekonomik Savaş ve Mutabakatın Çöküşü
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından uygulanan "maksimum baskı" politikası, İran ekonomisini ağır bir darboğaza soktu. Tahran'ın petrol ihracatı günlük 2,5 milyon varilden 2020'de 200 bin varilin altına düştü. İran riyali dolar karşısında %60'tan fazla değer kaybetti, enflasyon %40'ı aştı. Ancak Tahran, bu baskıya direnç göstererek bölgesel vekil ağını güçlendirdi.
Haziran 2019'da imzalanan Mutabakat Muhtırası, taraflar arasında kısmi bir yumuşama sağlamış, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine bazı sınırlamalar getirilmişti. Fakat anlaşmanın uygulanmasında yaşanan anlaşmazlıklar ve ABD'nin yaptırımları tamamen kaldırmaması, Temmuz ayında mutabakatın fiilen çökmesine yol açtı. Bu tarihten itibaren Basra Körfezi'nde petrol tankerlerine yönelik saldırılar, İran'ın ABD insansız hava aracını düşürmesi ve karşılıklı tehditler arttı.
Husilerin Rolü: Vekil Savaşında Yeni Cephe
İran'ın Yemen'deki müttefiki Husiler, 2014'ten bu yana Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona karşı savaşıyor. Son aylarda Husiler, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a ve BAE'nin Abu Dabi kentine yönelik insansız hava aracı ve balistik füze saldırılarını yoğunlaştırdı. Eylül 2019'da Suudi Aramco tesislerine yapılan ve küresel petrol arzının %5'ini vuran saldırı, Husilerin ne kadar etkili bir güç olduğunu gösterdi. ABD ve Suudi Arabistan, saldırıdan İran'ı sorumlu tuttu; Tahran doğrudan bir rolü reddetti ancak Husilere verdiği desteği gizlemedi.
Husilerin elindeki gelişmiş İHA ve füze teknolojisi, İran Devrim Muhafızları'nın desteğiyle sağlanıyor. Bu yetenekler, Husilerin sadece Yemen içinde değil, Körfez'in tamamında bir tehdit oluşturmasına olanak tanıyor. Eğer ABD-İran gerilimi açık bir çatışmaya dönüşürse, Husilerin Suudi petrol altyapısına ve BAE limanlarına yönelik saldırıları, küresel enerji piyasalarını alt üst edebilir ve Washington'ı iki cephede birden savaşmaya zorlayabilir.
Bu durum, Tahran'ın elini güçlendiriyor. İran, Husiler aracılığıyla ABD'ye ve müttefiklerine maliyetli bir savaşın içine çekileceklerini göstererek caydırıcılık sağlamaya çalışıyor. Aynı zamanda Suudi Arabistan ve BAE'yi, İran'a karşı sert tutumlarının bedelini ekonomik olarak ödemekle tehdit ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Güvenliği ve Deniz Ticareti
Husilerin saldırıları, Bab-ül Mendep Boğazı ve Kızıldeniz üzerinden geçen küresel ticaret yollarını da tehdit ediyor. Dünya petrolünün yaklaşık %10'u bu güzergâhtan geçiyor. Husilerin deniz hedeflerine yönelik saldırıları, sigorta maliyetlerini artırıyor ve nakliye şirketlerini alternatif rotalara yönlendiriyor. Bu durum, Avrupa ve Asya ekonomileri için enerji fiyatlarında dalgalanma riski yaratıyor.
ABD'nin İran'a karşı uyguladığı yaptırımlar, Çin ve Rusya gibi aktörler tarafından deliniyor. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda ve yaptırımlara rağmen ticaretini sürdürüyor. Rusya ise İran ile askeri ve teknik işbirliğini derinleştiriyor. Bu durum, ABD'nin baskı politikasının etkinliğini azaltıyor ve İran'ın ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlıyor.
Diğer yandan, İran'ın nükleer programındaki ilerleme, İsrail'i de harekete geçirebilir. İsrail, İran'ın nükleer silah edinmesini kırmızı çizgi olarak görüyor ve olası bir askeri müdahale seçeneğini masada tutuyor. Bu durum, bölgesel bir savaşın fitilini ateşleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması ve Husilerin denkleme dahil olması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrarı açısından ciddi riskler taşıyor. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü İran ve Körfez ülkelerinden karşılıyor. Basra Körfezi'nde veya Kızıldeniz'de yaşanacak bir çatışma, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonunu olumsuz etkiler. Ayrıca, Yemen'deki savaş ve Husilerin saldırıları, Türkiye'nin bölgedeki ticari ve diplomatik çıkarlarını zedeler. Türkiye, İran ile Suudi Arabistan arasında denge politikası izlerken, olası bir geniş çaplı savaşta tarafsız kalma seçeneğini korumakta zorlanabilir. Bu nedenle Ankara'nın, gerilimin düşürülmesi için diplomatik girişimlerini artırması ve Körfez ülkeleriyle enerji işbirliğini çeşitlendirmesi gerekiyor.