Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'ta görev yapan Jasim Al-Azzawi, son podcast bölümünde eski İngiliz diplomat Richard Dalton'u konuk etti. Bölümde, Husilerin bölgedeki ilerleyişi ve Körfez'de artan istikrarsızlık ele alındı. Al-Azzawi ayrıca Gary Samore ile yaptığı bir başka podcast'te İran'a yönelik savaşın kaçınılmaz olup olmadığını ve İsrail'in aldatmacasını tartıştı.
Husilerin İlerleyişi ve Körfez'de Kaos
Jasim Al-Azzawi'nin Richard Dalton ile gerçekleştirdiği podcast, Yemen'deki Husilerin son dönemdeki askeri ve siyasi ilerleyişini mercek altına alıyor. İran destekli Husiler, Yemen iç savaşında önemli kazanımlar elde ederek Körfez ülkeleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Podcast'te, Husilerin Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik saldırıları, Kızıldeniz'deki deniz ticaretini tehdit etmesi ve bölgesel güvenlik mimarisini nasıl sarstığı tartışılıyor. Richard Dalton, eski bir İngiliz diplomat olarak, Körfez'deki güç dengelerinin nasıl değiştiğini ve Batı'nın bu süreçteki rolünü değerlendiriyor.
Husiler, 2014'ten bu yana Yemen'in başkenti Sanaa'yı kontrol ediyor ve Suudi liderliğindeki koalisyona karşı direniyor. Son aylarda ise Husiler, İsrail'e ve Batılı hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını artırdı. Bu saldırılar, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz trafiğini aksatarak küresel ticaret için risk oluşturuyor. Podcast'te, Husilerin askeri kapasitesinin İran tarafından nasıl desteklendiği ve bu durumun Körfez ülkeleri arasında yarattığı endişe ele alınıyor.
Al-Azzawi ve Dalton, Körfez'deki kaosun sadece Yemen ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda Irak, Suriye ve Lübnan'daki istikrarsızlığın da bölgesel güvenliği tehdit ettiğini vurguluyor. İran'ın vekil güçleri üzerinden yürüttüğü strateji, Körfez monarşileri için varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor. Podcast, Batı'nın bu konuda etkili bir strateji geliştiremediğini ve Körfez ülkelerinin kendi güvenliklerini sağlamak için daha fazla inisiyatif almak zorunda kaldığını ortaya koyuyor.
İran Savaşı: Kaçınılmaz mı, İsrail Aldatmacası mı?
Jasim Al-Azzawi'nin bir diğer podcast bölümünde konuğu Gary Samore idi. Samore, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın silahlanma kontrolü koordinatörü olarak görev yapmış deneyimli bir isim. Podcast'te, İran'a yönelik bir savaşın kaçınılmaz olup olmadığı ve İsrail'in bu süreçteki rolü tartışıldı. Samore, İran'ın nükleer programının bölgesel ve küresel güvenlik için oluşturduğu riskleri değerlendirirken, İsrail'in İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesinin sonuçlarını analiz etti.
Podcast'te, İsrail'in İran'a yönelik söylemlerinin bir aldatmaca olup olmadığı sorusu gündeme geldi. Samore, İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırı düzenleme kapasitesine sahip olduğunu ancak bunun bölgesel bir savaşı tetikleyebileceğini belirtti. Ayrıca, ABD'nin İran ile yürüttüğü diplomatik müzakerelerin başarısız olması durumunda askeri seçeneğin masada olduğunu ancak bunun son çare olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.
İran ile Batı arasındaki gerilim, 2015 nükleer anlaşmasının ardından ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesiyle yeniden tırmandı. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak anlaşmanın sınırlarını aştı. Podcast, İran'ın nükleer silah edinme eşiğine yaklaştığına dair endişeleri ve bunun Körfez ülkeleri ile İsrail üzerindeki etkilerini ele alıyor. Samore, diplomatik çözümün hala mümkün olduğunu ancak zamanın daraldığını ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarından doğrudan etkileniyor; çünkü bu saldırılar Türkiye'nin deniz ticaret yollarını ve enerji güvenliğini tehdit ediyor. Ayrıca, İran ile Batı arasındaki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin bölgesel istikrarı koruma çabalarını zorlaştırıyor. Türkiye, hem İran hem de Körfez ülkeleriyle dengeli ilişkiler yürütmeye çalışırken, olası bir savaşın ekonomik ve güvenlik yansımalarına karşı hazırlıklı olmalı. Bu gelişmeler, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik rolünü daha da önemli kılıyor.